14 Eylül 2018 Cuma

Animelerde Karizma Karakterler

Uzun soluklu bir anime takipçisi olarak beğeni çizgisi nedir ve tarz nasıldır diye düşünürken bu başlığın iyi olacağına karar verdim. Şu ara keşfettiğim birkaç site sayesinde arşivimde eskiyen ve kalitesi günümüz şartlarında düşen serileri düşük boyut ama en az 720p olmak şartıyla yenileme imkanım oldu. Evinde internetin yoksa bu işler zor zanaat elbette. Neyse ki takıldığım yer buna gayet müsait. herşeye öyle ya da böyle göz atıyor ancak her animenin konusu güzel bile olsa çizim tekniği ya da konunun işlenişi cezbetmeyince hikaye benim açımdan ölüp gidiyor. Sırf karakterlerinin görselliği nedeniyle takıldığım ya da karizması yüzünden bayılıp gittiğimiz seriler olmuştur illaki. İşte onlardan bir derleme. İlk göz ağrım ve anime izleme sebebim olan karakterle başlayalım öyleyse

Reinhard Von Lohengram & Yang Wen-Li: Ah ah. Normal şartlarda izlemeyi düşünebileceğim bir seri değildi belki de. Ama hikaye her ne kadar uzayda geçse de tarih kokan öğeler barındırıyordu ve belki de branş seçimim de dahil hayatıma pek çok kez dokunduğu için yıllara karşın hale gönlümün bir numarasıdır.




Kaname Kuran & Zero: İkiliyi izleyip de bayılmayan var mıdır? Biri karanlık tarafı diğeri aydınlığı temsil eder. Kaname Kuran kendinden ödün vermeyen sır küpü ve gizemliyken kaderin cilvesi olmak istemediği bir yaşama mahkum edilen Zero onun olduğu herşeyden nefret etmekte. İkilinin bitmeyen savaşında aynı kızı sevmek (üstelik biri öz ağabeyken!) kaderlerinin cilvesi. Kalbim Zero'dan yana ama karizma olarak Kaname'yi daha önde tutanlardanım.



Andre Grandier: 79 yapımı bir seriden bahsediyorum. Adamakıllı bayıldığım, tek taraflı başlayan aşkı yüzünden kederlendiğim ve hüzünlü sonuna gözyaşı döktüğüm ilk karakterdir kendisi. Onu katlayan üstteki gibi birçok karakter gelip geçmiştir. Ama benim jenerasayonumun anime zevki de bir başkadır.İnternetin olmadığı, çizgi film saatinde sokakların boşaldığı dönemlerden bahsediyorum. TMS'nin bir karakter tarzı vardı o dönemde. Andre'de o izlere sahip. Bir diğer beyfendimiz ise tarihte de gerçek bir kişilik olarak yer alan İsveç Kontu Fersen


Abel Butman & Arthur Butman & Lowell J.Grey: Shojo anime ise izlediğiniz karizma karakterler olmazsa olmazdır. Serimizde aslında üç adet yakışıklı mevcut. Aşık olunansa tek kız. Dolayısıyla rekabet dizboyu:) Ortamda bu kadar karizma mevcutken seçim yapabilmek zor olsa gerek. Düzgün bir finali hak ediyorken aptal bir sonla biten yapımlardan.




Terry (Terius) Granchester: Karizmasından ölünesi bir diğer nostaljik karakter şimdilerin animelerini takip edenler için görünce "bıyk bu da ne?" dedirtse de benim gibi bu seriyle büyüyenler için uhte olarak kalmış aşık olunası bir yaratıktı. Baştan aşağı züppe, serseri ve başka ne aklınıza gerlirse sayabilrdiniz. Ama o havası yok mu? İçten içe duygulu ve düşüncelidir. Bir de mutlu mesut dünya evine girdiğini görebileydik makbule geçerdi elbette.


Lantis & Eagle Vision: Anime robot temalı yapımlar hariç fantastik serilerin tv'de pek de boy göstermediği bir dönem özel bir kanalın bize adeta armağanı olmuştu ve hikayedeki bu iki adama adeta bitmiştim. Clamp'ın tujaf ve orantısız vücut yapılarına alışmam biraz zaman almıştı gerçi. Bir de Stüdyo çalışanları greve mi çıkıyordu bilemiyorum ama karakterler kimi bölümlerde cidden çirkinleşebiliyordu.


Sesshomaru : Karakterler her daim salt iyi olmak zorunda değil. Bazen kötüler de etkileyici ve izlenir olabiliyor. İşte onlardan biri karizmatik büyük abi yaratık olgusunu da başka bir boyuta taşır. Öz varlığına dönüştüğünde karizmatik köpek kurt karışımı hayli ürkütücü bir şeytan-yaratık halini alıyor. Kardeşine niye bu kadar kızgın ve acımasız peki? Safkan varoluşa inanıyor ve babasının bunu hiçe sayan seçiminden  sonuna değin nefret ediyor. Yine de kariz ma mı karizma:)


14 Ağustos 2018 Salı

Ranma_½ (1989)

Nedendir bilmem izlediğim dönem oldukça sevdiğim bu seriyi kaliteli bir versiyonunu  nette tesadüfen bulana dek buraya yazmak da aklıma gelmemiş. Rumiko Takahashi'nin aynı adlı mangasından uyarlanan hikaye 7 sezonla göz dolduruyor. Konu iki aile etrafında şekillenmeye başlıyor. İlki Tendo ailesi.


Tendo Akane babasının dövüş okulunu miras almaya kararlı dövüş sanatlarıyla ilgilenen erkek gibi bir kızdır. Ancak, babası mirasını bir erkeğin alması gerektiğine inanmaktadır. Zaten bu kişiyi de çoktan seçmiştir: Akane'nin müstakbel eşi Sautome Ranma. Aile kararı ile olası bir evliliğe evet demeyecek kadar çetin ceviz olan kzımız her daim Ranma'ya kök söktürür. Akane'nin annesinden kalma kolyesi bu işin anahtarıdır.


Bu sırada, Ranma babası ile olağan dövüş sanatları eğitimi için diyar diyar gezerken kazara düştüğü pınar onun kıza dönüşmesine neden olur. Bu durumun her suya dönüştüğünde tekrarladığını fark edince çaresiz  kendisini normal bir adama dönüştürecek "saklı pınarı" aramaya koyulur.

Hikaye görüldüğü üzere çok uzun ve ne yazık ki manga artisti tarafından nedendir bilmiyorum ama yarım bırakılmış. Hangi akılla bu yönde bir iş yapmış anlayabilmiş de değilim. Halbuki özellikle gerek manga gerekse anime yapıldığı dönem zevkle takip edilmekteydi. Kendisi bir diğer sevdiğim yapım İnuyasha'nın da yazarıdır. Zaten dikkat edilirse tarz olarak anımsatır.

5 Temmuz 2018 Perşembe

Slam Dunk (1993)

Bu seriyi Show Tv'de izleyen nesilden biri olarak geriye dönüp bakınca ne çok zaman geçmiş diyor musunuz siz de? Gerçekten inanılmaz.  Yayını sanırım 1  sezonla ile sınırlı kalan ve o zamana değin ekranda Koş Hanny hariç futbol dışı türdeki ikinci animedir. Hikaye uzun bölümlü maçlar yüzünden bazen baysa ve karakterlere dair hikayeleri iğnenin deliğinden geçiricesine sunsa da hatırladığımda bugün bile yüzümde bir gülümseme oluşturur.  Eh orijinali 101 bölüm ve 4 sinemadan oluşuyorken sanırım bu uzunlukta bir yapımın tamamını verebilmek her zamanki gibi TRT dışındaki diğer kanalların harcı değildi. O zamanlar ki TRT'den bahsediyorum elbette şimdikinden değil.


70'lerin punk tipleri arasından fırlamış kızıl saçlı Hanamichi Sakuragi tanıştığı ya da vurulduğu hiçbir kızdan aşkına karşılık bulamayan tam bir kaybeden adamıdır. Buna rağmen liseli ergen adamımız çok çabuk bir başka aşka da yelken açabilmektedir. Günün birinde boyu olayısıyla basket oynayabileceğni söyleyen Haruka isimli kıza da anında tutulur ve onun beğenisini kazanabilmek adına okulun basket takımı Shoku'ya girmeye karar verir. ve bu işi öğrenmeye soyunur. Ancak sakarlığı ve beceriksizliği ile tam bir ümitsiz vakadır. Ayrıca hoşlandığı kız da dahil okuldaki her hatun Kaede Rukawa adlı yıldız oyuncunun adını haykırırken kıskançlık alevleri saçması durumunu değiştirmez. Elbette gün be gün her biri ayrı bir tel olan ekibin bir parçası olurken dostluk sadakat ve arkdaşlık kavramları bu bir grup genç adam için daha büyük ve değerli bir anlam haline gelir. (Karakterlerin Chibi halleri de çok sevimli öyle değil mi?)



Hikaye bu denli uzun işlenmesine karşın tam bir son sunarak bizi mutlu etmiyor ne yazık ki. Bu yüzden manga çizerine de gıcık oldum doğrusu. Bir iş yapıyorsanız ve böylesine uzunken hikayeniz adam akıllı sonuç vermelisiniz. Takipçilerinize saygısızlık olmuyor mu bu biraz?



27 Ocak 2018 Cumartesi

Little Princess Sara

7 yaşındaki Sara Creve'ın hikayesi, 1. Dünya Savaşı'na katılmak üzere kendisini zengin aile çocuklarının devam ettiği yatılı okuluna bırakan maden sahibi varlıklı babasından ayrılmasıyla başlar. Londra'daki kabul edildiği bu okul genç hanımefendiler yetiştirmektedir. Ancak orduya katıldıktan bir süre sonra tam da Sara'nın doğum gününde babasının öldüğü haberi ulaşır. Paragöz okul müdiresi Bayan Minchin, taksitleri ödenmediği bahanesiyle Sara'nın okulda derslere girmesine izin vermez ve borcunun karşılığı olarak onu hizmetçi olarak çalışmaya zorlar. Başından beri kendisini kıskanan Kötü kalpli ve kıskanç tavırlar sergileyen Lavinia ona sürekli sorun çıkarır. Hayatı peri masalından kibritçi kız hikayesine dönüşen Sarah için yoksul hayata alışmak başlangıçta hiç de kolay olmaz. Ancak iyi kalpli ve sevecendir. Babasının döneceğine dair her zaman içinde taşıdığı umut zorluklara da göğüs germesini sağlar.

Çocukken okuduğum Kemalattin Tuğcu kitaplarından mıdır neden bu tür yapımları zevkle izlerdim. Sonraları bir çoğunun kitapları olduğunu öğrendiğimde sevindiğimi hatırlıyorum. O zamanlar şimdiki gibi gibi kitaplar kırpılıp kuş haline getirilerek yayınlanmıyordu. Orijinsal hali ne uzunlukta ise okuyabiliyordunuz. Şimdi çocuklar okusun diye basılan kitaplar da kitap olmaktan çıkıyor. Bu yüzden halen arada sahaf gezip eski basımları bulurum umuduyla rafları tararım

 

Notlar:

- TRT'nin tatil ekranı kuşağında yayınlanan serinin aynı zamanda 1936 tarihli ve küçük oyuncusu Sherly Temple'ın yer aldığı bir sinema filmi de vardır. 1995'te bir kez daha beyaz perdeye aktarılmıştır. Yazarı; Frances Hodgson Burnett olan Sara'nın hikayesi ilk kez St. Nicholas Magazine'nde 1888'de yayınlanmıştır. Yazarın bilinen diğer eseleri yine bir anime uyarlaması Little Lord Fauntleroy (Küçük Lord)  ve Secrer Garden (Gizli Bahçe)'dir

- A Little Princess Sara, "World Masterpiece Theater"ın bir parçasıdır.

Saiunkoku Monogatari



Saiunkoku Monogatari yayınlandığı dönemde keyifle izlediğim bir yapımdı. Hatta en sevdiğim listesinde üst sıralara koymuştum. Ancak ikinci sezonu beklerken seriden bir şekilde soğuyuverdim. Ana karakterin bıcır bıcır konuşan gürültücü ve çocuksu dublajına dayanmak bir diğer katlanılmaz şeydi benim için. Sadece Seiran'ın geçmişindeki gizem nasıl çözülecek ve esas kız kime kalacak diye merakımdan animenin peşine düştüm ve yeniden izledim. Ancak ilki kadar zevk aldığımı söylemem zor.

Saiun İmparatorluğu'nda geçen hikayede; Kou Shuurei, asil bir aileye mensup bir kızdır. Ancak babasının kazancı oldukça azdır ve bu yüzden Shuurei, evin ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli yerlerde çalışmaktadır. Ona, evin bakımında ayrıca Seiran da yardım etmektedir. Birgün, İmparatorun danışmanlarından biri Shuurei'nin evine, bir teklifle gelir. Yapacağı işin karşılığında 500 altın alacağını duyunca Shuurei hiç düşünmeden kabul eder. Teklife göre; Shuurei, İmparatorun karısı olacaktır ve İmparatoru, ülkeyi iyi yönetmesi için eğitecekdir. Seiran da, Shuurei ile birlikte askeriyeye katılır. İmparator, ülke işlerine hiç karışmamaktadır. Danışmaları bile onu, çoğu kez bulmakta zorlanmaktadır. Hele ki bir de İmparator'un gay olduğuna dair bir söylenti vardır ki bu Shuurei'nin içini rahatlatan tek şeydir. Çünkü; İmparator gay olduğu için kendisine dokunmayacaktır. 

Not: Tanıtım alıntıdır.