Anime OAV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anime OAV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2024 Cumartesi

SDF Macross Flashback 2012 (1987) (OVA)

Orijinal Adı: The Super Dimension Fortress Macross: Flashback 2012

Yapım Yılı: 1987

Türkiye Yayın Kanalı: Yayınlanmadı

OVA Bölüm Sayısı: 1

Süre: 30 Dakika

Tür:  Müzik (Video Klip)
 
 

Macross'la yatıp Macross'la kalkınca başlamışken bitirteyim moduna girdim. Ama daha yolu anca yarılamış olabilirim. Keşke tüm seriler için Türkçe altyazı şansım olsaymış. Maalesef çevrilmeye layık görülmemiş bir kısmı. 


Tüm hikayenin arasına sıkıştıran bu film SDF Macross ana serisinin 5. yılına özel hazırlanmış. Hikayedeki üç kişi arasında şekillenen aşk üçgeni nereye vardı ve nasıl sonlanmış gibi sorulara yanıt bulmamızı sağlıyor. Bir konu işlemekten daha çok şarkılar için hazırlanmış video klipleri içeriyor. Hal böyle olunca üzülerek Lijima Mari'nin berbat sesine katlanmanız gerekiyor.


Üçünün Hikayesi Nasıl Bitti? (Anlayıcığınız üzere Spoiler var. Tercih sizin)

 
Hikaru her ne kadar Lynn Minmay'in büyüsüne kapılsa da aynı yolda yürümeyi seçtiği kişi kendisine ilerleyen bölümlerde aşkını itiraf eden Misa olur. Bu durum Minmay'in kalbini kırar. Ancak sonunda her ikisiyle arkadaş kalmayı kabul eder. Hikaru ve Misa 2011'de evlenir ve bir yıl sonra Miku Ichijyo adını verdikleri bir kızları olur.
 
 
2012 yılına gelindiğinde Macross tarihinde uzay kolonizasyon sürecinin başlangıcında yer alırlar. Misa yeni SDG-2 Megaroad-01 gemisinin kaptanı,  Hikaru ise gemiye eşlik eden Valkyrie grubunun lideri olarak atanır.  Minmay ise veda konseri verir. Bu konserin tarihi 2012'dir. Sonrasında O'da koloni gemisi Megaroad-01'e biner.
 
 
2016 yılında Megaroad-01'da yer alan Misa, Hikaru, Miku ve gemi mürettebatı ve vatandaşlarıyla (arkadaşı olarak kalan ve gemiye binmiş olan Lynn Minmay dahil) kayıp ilan edilirler. 
 

Macross Deltası dünyasında, uzun süredir kayıp olan Megaroad-01'den sinyaller alınır. (Macross Delta Serisi) 
 
 
NOT: 

Macross Delta Anime televizyon dizisinde kimliği açıklanmayan Megaroad-01'den gizemli "Lady M" in Misa Hayese olduğu düşüncesi hakimdir. Çünkü kendisi Protokültür Savaşı'da terk edilmiş dünyadaki gizemli metinleri çözen ve şarkı metnini Minmay'e veren kişiydi.
 
NOT 2:
 
 Oav içinde Çalan Şarkılar: 

"0-G LOVE" by Mari Iijima
"Ai Oboeteimasu ka" (愛・おぼえていますか; Do You Rememeber Love?) by Mari Iijima)
"Cinderella (シンデレラ)" by Mari Iijima
"Silver Moon Red Moon" (シルバームーン・レッドムーン) by Mari Iijima
"Tenshi no Enogu" (天使の絵の具; An Angel's Paints) by Mari Iijima
"Watashi no Kare wa Pilot" (私の彼はパイロット; My Boyfriend Is a Pilot) by Mari Iijima
"Xiao Bai Long" (小白竜; Little White Dragon) by Mari Iijima
"Ai Wa Nagareru" (Love Drifts Away) by Mari Iijima

18 Ekim 2024 Cuma

Macross Plus (1994) (Movie/OVA)

Orijinal Adı: Macross Plus

Japonca Adı: Gekijouban Makurosu Purasu 

Yapım Yılı: 1994

Türkiye Yayın Kanalı: Yayınlanmadı

OVA Bölüm Sayısı: 4 / Movie Versiyon

Bağlatılı Anime: Macross 7'nin  sequel'i

Tür:  Bilimkurgu, Mecha, Space Opera, Askeri, Romantizm, Müzik

Milattan sonra 2040 yılı, ilk Zentradi saldırısının üzerinden 30 yıl geçmiş insanoğlu gerek asi zentradilere karşı savunma hattını güçlendirmek gerekse kendine yeni ufuklar açmak için uzayda kolonileşmeye başlamıştır. Bir sınır devriyesi olan Isamu Dyson sorumsuzca ve başıboş hareketlerine artık dayanamayan komutanı tarafından bir zamanlar yaşadığı Eden Kolonisi'ndeki SuperNova projesi için test pilotu olarak gönderilir. 

Gençlik yıllarından arkadaşı, kendisi gibi bir pilot ve aynı zamanda bir Zentraidi olan Guld Goa Bowman halen orada yaşamakta ve New Edward üssünde test pilotu olarak çalışmaktadır. Biri diğerinin gelişini öğrendiğinde yedi yıl önce aralarında örülen ve dostluklarının bitmesine neden olan duvarın sebebi gizemini korurken galaksinin en büyük süperstarı yapay zeka ürünü Sharon Apple menajeri Myung Fan Loan eşliğinde konser vermek amacıyla Eden Kolonisi'ne gelir.


Editörün Gözünden:

 - Yapım yılı 1993. Konuda iki şey dikkati çekiyor. Yapay Zeka ve Sanal olarak üretilen ancak insanların zihinlerini kontrol altına alabilen bir teknolojiyi barındıran İdol Sharon Apple. (Yıl 2024 ve ikisine de aşina durumdayız. Yapay zeka bombardımanı üretilmiş programlar hayatımıza girdi. Vocaloid gibi sanal idoller Japonya'da popüler. Sosyal medyadan yine üretilmiş benzer karakterler sahiplerine binerce takipci ve yüz binlerce dolar kazandırıyor. Ürkütücü değil mi? Sizce sırada ne var?)

- Macross hikayeleri içinde en zayıf ve saçma bulduklarımdan biri bu yapım. Bir yerlerde zihin kontrolü ile uçak uçurabilen pilotlar var. Ama dünyada insanız hava aracına geçilince elemanlar işimiz yarım kaldı, pilota ihtiyaç olmayacak mı moduna girdi. Ayrıca dünya yüzeyi yaşanılmayacak hale gelmemiş miydi? Nasıl 30 yıl gibi kısacık bir sürede bu derece şehirleşebildi?

- Seri Macross 7 ile ilişkilendirilmiş ama benim açımdan pek devam ya da yan hikaye gibi bir izlenim verdi diyemem.

- Macross severlerin bu filmi el üstünde tutup Macross: Lovers Again'i dışlaması garip. bana göre tam tersi olmalıydı. Bağlantılı animeler listesinde "Alternatif Evren" olarak tanımlanmış ki bana hiç kopuk gelmedi sunulan konu

- 90'lı yılların bir yerinden itibaren Slayers, Monster Rangers, Nadia gibi serilerde de görüleceği üzere animelere saçma saçma çizim stilleri eklenmeye başlamıştı. Bu filmde en çok karakter çizimlerindeki oran sorunu, yüzlerde kendini belli ediyor. Bir yıl öncesinin Macross 2: Lowers Again yapımının kalitesine bakın bir de buna. Facia!!!! Ben şu stili farkına vardığımdan beri oldum olası bu tarzı yansıtan animeleri izleme listemden uzak tutarım. Bunun haricinde tek görsel artısı neyse ki dış mekan çizimleri kesinlikle etkileyici ve hoş duruyor. 


Diğer Macross Konu Başlıkları İçin Tıklayınız

 

1. Super Dimension Fortress Macross / Robotech (1982) 

2. The Super Dimension Cavalry Southern Cross (1984)

3. Genesis Climber Mospeada (1983)

4. Macross: Do You Remember Love? (1984)

5. SDF Macross: Flashback (OVA) (1984)

6. Macross: Lovers Again (1993)

8. Macross: ZERO (OVA) (2002)


SDF Macross 2: Lovers Again (1993) (Movie-OAV)

Orijinal Adı: Super Dimensional Fortress Macross II: Lovers Again

Japonca Adı: Chojiku Yosai Macross II - Lovers Again (Japanese)

Diğer Adları: Macross II: The Movie

Yapım Yılı: 1993

Türkiye Yayın Kanalı: Yayınlanmadı

OVA Bölüm Sayısı: 6 / Movie Versiyon

Tür:  Bilimkurgu, Mecha, Space Opera, Askeri, Aksiyon, Macera, Romantizm

M.S. 2089. I. Uzay Savaşı'nın hem insanlığın hem de Zentraedi ırklarının hayatlarını değiştirmesinden bu yana 80 yıl geçmiştir. Güneş Sisteminde "Marduk" adı verilen yeni bir uzaylı ırkı ortaya çıktığında her iki ırk da Dünya'da huzur içinde, barışı paylaşmaktadır.

Giriş: Scramble News Network (SNN) için çalışan araştırmacı bir gazeteci Hibiki Kanzaki, insan kültüründen izole edilmiş bir gemide güzel ve esrarengiz Ishtar'la karşılaştığında büyülenir. Gerçekte Marduk'a mensup şarkı söyleyerek zihinleri kontrol eden bir "Öykünücü" olan İştar kendi benliğini bir süre için yitirmiştir. Hibiki kızı o sırada adı henüz bilinmeyen düşmandan korumak üzere Valkyrie pilotu Silvie Gena'nın yardımını alır. Birlikte Dünya'ya geri dönmek yeni bir istila tehditine karşı askeri güçleri eski Macross kalesini yeniden etkinleştirmeye ve Dünya'yı bir kez daha savunmak üzere harekete geçirmeye ikna etmelidirler.

 
Konu şöyle başlıyor: Scramble News Network (SNN) için çalışan araştırmacı bir gazeteci Hibiki Kanzaki askeri üst düzey bir komutan Kaptan Exxegran ve kadın pilot Teğmen Silvie Gena hakkında haber üretmek üzere bir otelde kılık değiştirerek pusuya yatmış haldedir. görünüşe göre ucuz magazin haberciliği peşindedir. Kamerasını çıkarıp çekim yapmaya ve ikiliyi "geceyi geçirmiş" görüntüsünde sunmaya  başladığında aldığı cevap genç kadından okkalı bir yumruk olur. Ancak bu onu durduracak değildir. Ertesi gün ofiste patronu tarafından orduya hitaben özür mektubu yazması istenince çileden çıkar. Öncesinde kapıda deneyimli gazeteci Dennis'den bir kuple etik dersi alır. Nedendir bilinmez ama askeriye ile bir derdi var gibidir.

Haber binasından öfke içinde söylenerek çıktığında önceki günkü okkalı yumruğunun sahibi Silvie Gena aracıyla kendisini beklemektedir. Tenha bir noktada tartışmaya başlamışlardır ki enerji şimşekleri eşliğinde SDF Macross 1 benzeri devasa gemi gökyüzünü delerek belirir. Kavgayı şimdilik sonlandırdığını belirten genç kadın savaşması gereken tek düşmanın o olmadığını vurgular. Soluğu patronunun ofisinde alan Hibiki bu taze olay için gönderilmeyi talep eder ama gelen telefon kendisini lisansını taşıdığı Valkyrie pilotu sıfatıyla görece çağırmaktadır...

Uçağa adımını atmıştır ki birinci pilot koltuğunda gazetecilik hakkında afilli sözler söyleyen ve o anda sarhoşlık izlerini taşıyan Dennis'i görür. Memnuniyetsizliği had safhadadır ama üstü olması nedeniyle emrini uygular ve uçağı havalandırır. Uzay gölgesinde Zentrandi olduğu anlaşılan onlarca gemi belirmiş haldedir. Kaptan Minmay Operasyonu adı ile kalkış emri verir. Şarkılar düşmanı beklendiği gibi etkisiz hareketsiz kılarken karşı saldırı başlatılır. Ancak bir başka ses ansızın müziği böler ve etkisini yok eder. Durum bir anda aleyhe döner.

Hibiki ve Dennis için savaş zorludur. Yoğun saldırıdan korunmak ve doğru haber kaynağı elde etmek için en yakın uzay gemisine giriş yaparlar. Görükleri ilk şey bir bölmede uzanmış, kendinden geçmiş halde yatan genç bir kadındır. Dahası devasa değil kendi boyutlarındadır. bir Meltran değildir. Denis kadını kokpite almaya karar verir. Ancak kendisi henüz binmemişken saldırıya uğrarlar. Hibiki adamın ölümüne tanık olur ama başka yapabileceği bir şey yoktur. Ofise dönüp durumu paylaşır. Kayıtları iletir. Getirdiği kişiyi ise gizli tutar. Uzaylı kıza dünya için tehlike arzeden şeyleri açığa çıkaracak bir delil gözüyle bakmaktadır.

Misafiri uyandığında bitkin ve korkmuş haldedir. Adının İştar olduğunu söyler. Genç adam bir yandan her saniyeyi kayıt altına almak üzere kamerasını çalıştırır. İletişim için Zentraedi dilinde konuşur. Anlayamadığını fark edince biraz da zor kullanarak kulağına ufak bir aparat yerleştirir. Sonrasında nezaketsizliği için özür diler. Kız adamın anlattıklarını dinlerken dünya insanları ve Zentradilerin birlikte yaşadıklarını öğrenince şaşırmış gibidir. 

Yine de her şeye oldukça yabancıdır. Dışarda enerji akışı için sirenler çalınarak anons verilir. Endişeli bir yüzle gördüklerini izlerken Hibiki bu teknolojinin dünyaya onlar tarafından gönderilen gemiden geldiğini ekler. Kız yükselen enerjinin Alus gemisine ait bir kaynak olduğunu düşünmektedir. Haberlere odaklanmış görünen Hibiki onu dilemez. Ekranda daha önce kaydettiği hiçbir şey yoktur. Sadece zafer görselleri vardır. Ordunun halkı manipüle edip medyayı sansüre mecbur ettiğini anlayınca öfkelenir ve haber bürosunu arar. Tabi sözleri bir şeyi değiştirmez. Bu arada fark eder ki misafiri odada değildir. 

Dışarda dolaşmak Ishtar'ın daha fazla korku duymasına neden olur. Neyseki Hibiki çok uzaklaşmadan onu bulur. Dünyayı daha fazla deneyimlemesi için  eski dünyadan arkeolojik kalıntıları, katedralleri, ya da Çin Seddi'nin bir bölümünü sergileyen Kültür Parkı'na gitmeyi teklif eder. Silvia ise uzaktan onu izlemektedir. Sonrası ise tam bir karmaşadır. Düşman bu kez bulundukları noktayı hedef alır. Silvia Hibiki'nin yanunda gezdirdiği kızın Uzaylı mekaniğinden çıkan yabancı ve kızın iletişim içinde olduğunu görür. Ancak Ishtar bileğindeki bilekliği yere atıp kırar ve adamın gel çağrısını kabul etmez. İşler artık iyice tuhaflaşmıştır.

Haberler yeni görüntüleri ekrana taşır. Saldırıyı gerçekleştiren araçlar sekiz yıl öncesi Zentraedi mekanikleriyle benzerlik göstermektedir. Hibiki kimliği konusunda konuşmaktan kaçınan Ishtar'ın şimdilerde bir anıttan fazlası olmayan eski Macross SDF 1'i görmek için yanıp tutuşmasına bir anlam veremez. Şehrin dışına motoruyla giderler. Yolda onları gören Silvie bir kez daha peşlerine takılır. 

Girişi rahatlıkla geçip hala çalışır durumdaki asansörle terkedilmiş köprüye çıkarlar. Her yer karanlıktır. Hibiki aydınlatma için birşey getirmediğine hayıflanırken kız sadece ekrana elleriyle dokunur ve cihazlar aktive olur. Gördükleri karşısında soru sormak için artık doğru zamanın geldiğini düşünen genç adam doğrudan kıza "Kimsin?" der. Aldığı cevap beklediği gibi Meltran değil Marduk'tur. 

Savaşçı bir ırk olarak tanımlar kendilerini. Daha  da fazlası, işgalcidirler. Kendisi de bir "öykünücü" yani sesle kontrol edendir. Zentreadi'ler ise evrendeki hakimiyet altına aldıkları ve kontrol ettikleri bir ırktır. Açıklamanın bu kısmına dinleyen sadece Hibiki değildir. Silvie varlığını belli eder. Kızın düşman saflarından biri olduğunu anlaması ve Hibiki'ye hesap sorması kaçınılmazdır. Ama adam daha çok ordunun çıkarları için halkı manipüle etmesinden dem vurmaktadır. Kadına göre ise hepsi halkın iyiliği içindir. Şimdilik ikisini rahat bırakacağını söyler ama uzun süre beklemeyecektir.  

Askeriye'nin propaganda aracı müziktir. Ay Festivali'nin Yıldızı Wendy Rider oalacaktır. Ishtar yıkım getiren sesin haricinde keşfettiği bu yeni müziği dinlemek için ısrarcıdır. Bu kez konser alanı ay yüzeyine seyahat ederler. Pilotlar da gösteri uçuşu için oradadır. Elbette huzuru bozmak için Marduk bu kez orada olacaktır. Ishtar barış ve sevgi içeren şarkılar için evine dönse de ikna konusunda başarılı olamaz. Kendi ırkı tarafından alıkonulur.

 
Hibike ve çeyrek Mentradi olduğunu öğrendiğimiz Silvie ise düşman ana gemisine girmeyi başarır. Marduk'un kontrolündeki bilinçsizce yatan istiflenmiş Zentraidi ordusunu kayıt altına alıp uzaklaşırlar. Durumu medyaya yansıtmaları ise hoş karşılanmaz. Askeriye tarafından gözaltına alınır. Hücresinden kaçmasına ize Silvie yardım eder. Elbette Marduk beklemede kalacak değildir. Eğer İştarın anlattıkları doğruysa onların saldırısını durduracak yegane şey SDF Macross 1'in halen çalıştığını düşündükleri ana silahıdır. Ishtar'ın şarkısı kendisi gibi tutulan tüm diğer Emulatorleri uyandırır. Bir kez daha zafer insanlıktan yana kazanır. Marduk'un tiran lideri Ingues bertaraf edildikten sonra taraflar barış anlaşması imzalar. Ishtar Hibiki ve Silvie'ye veda eder.

NOTLAR:

Uzaydaki yeni tehditin adı Marduk... Öyle ki insanlığa müzikle yenilen Zentradileri, bir başka ses frekansında kontrol eden ve köleleştiren yağmacı bir medeniyettir. Ülkelerine barış getireceğine inandıkları Alus'un Gemisi ise SDF Macross 1'dir.

Editör Yorumu:

- Her sorunu şarkıyla çözüp barışı sağlamak artık biraz sığ ve absürt kalıyor ama ne yaparsınız Macross hikayesinin özünde zaten bu var. 

 - Silvie ve Hibiki ne ara yakınlaştı da aşık oluverdi o kısmı anlayan varsa bana da söyleyiversin:)

- SDF Macross 2: Lovers Again hakkında internette yazılıp çizilen şeylerin yarısı yalan yanlış. Konuyu anlamak için hikayenin ana unsuru Marduk nedir? sorusuna yanıt bulmak samanlıkta iğne aramak için dalış yapmak gibiydi. Yazıların büyük bölümü saçma biçimde Zentradi deyip geçmişti ki bu yanılgı nasıl oluşmuş anlamak zor. Herhalde yazarların çoğu birbirini kopyalamış, filmi izlememiş bile.

- Karakter ve çevre çizimleri çok güzel. Keyifle izledim. Mecha'da bu stil için diyebileceğim tek şey "Ne varsa 90'larda var". Gerçi bir yıl farkla Macross Plus'ın bu yönü çok kötüydü. İş yapımcı firmada bitiyor herhalde:)

- Macross severlerin Macross Plus'ı bu filmi el üstünde tutup Macross: Lovers Again'i dışlaması garip. bana göre tam tersi olmalıydı. Bağlantılı animeler listesinde "Alternatif Evren" olarak tanımlanmış ki bana hiç kopuk gelmedi sunulan konu

TARİHİ NOT:

Marduk Mezopotamya'daki geç dönem tanrılarından birinin adıdır. Hammurabi zamanında Babil medeniyeti Babil panteonunun başı olarak tapınılmaya başlanmıştır. Babil yaratılış destanı olan Enûma Eliş'te Babil'in koruyucu tanrısı ve tanrıların en büyüğü ilan edilmiştir. İştar (Ishtar) / Sümerce kaynaklarda adı Inanna: Mezopotamya tanrılarından biridir. Adı aşk ve savaşla bağdaştırılmış tanrıçadır. Kendisine ait yazılı kaynak bulunan ilk ilahi güçtür.


Diğer Macross Bağlantısı İçeren Yazılar:

 

1. Super Dimension Fortress Macross / Robotech (1982) 

2. The Super Dimension Cavalry Southern Cross (1984)

3. Genesis Climber Mospeada (1983)

4. Macross: Do You Remember Love? (1984)

6. SDF Macross Flashback (1987 ) (OVA)

5. Macross Plus (1994 ) (OVA/Movie)

6. Macross: ZERO (OVA) (2002)


 

10 Ekim 2024 Perşembe

Macross Zero (Ova) (2002)

Orijinal Adı: Macross Zero

Yapım Yılı: 2002

Yayın Kanalı: Cine 5 (Tam net hatırlamıyorum)

OVA Bölüm Sayısı: 5

Tür:  Bilimkurgu, Mecha, Space Opera, Askeri, Aksiyon, Macera, Romantizm

"Çocukluğumdan çok şey hatırlamıyorum. Normal çocuklar gibi yaşayıp, oyun oynuyordum. Fakat o günü unutmayacağım. O gün, sallanmaması gereken şeyler sallanıyordu. Gökyüzünde iki güneş vardı. Gerçek olanı doğudaydı ve... batıdaki karanlıkta bir tane daha vardı. Babam savaş çıktığını mırıldanıyordu, annem ise Tanrı'ya dua ediyordu. Büyülenmiştim ve güzel olduğunu düşünerek seyrediyordum. "Temmuz 1999" Gerçekten aptal bir çocukmuşum. Dünya dışı yaşamın var olduğunu öğrendiğimizde insanlığın uyanması gerekti ve dünyadaki yaşam ansızın değişti. Yer nasıl sallanıyorsa, barış da sallanıyordu. Farkına vardığımda oradaydım ve savaşıyordum. BM Yönetimi veya BM-Karşıtı İttifak ile ilgisi yoktu. Sadece sallanmayan Dünya'yı geri kazanmak istiyordum. Bu fikrin sadece bir fantezi olduğunun farkındayım."

 Macros Zero'dan Shin

 

Aşağıdaki inceleme yazısı anime.gen.tr'den alıntıdır. Siteye editörlerden Arda tarafından eklenmiştir. Metin üzerinde blog sahibi tarafından anlatımsal değişiklikler yapılmıştır.

İnsanlık tarihi 1999 Haziranında beklenmedik bir şekilde yön değiştirir. Güneyde yer alan Ataria adasına düşen bir meteor gezegenin ekosisteminde önemli değişikliklerin meydana gelmesine sebep olmuştur. Söz konusu gelişmeler Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik birimlerinin dikkatini çekmiş ve adaya her türlü giriş tamamen yasaklanmıştır. Dünya çapında yüzlerce bilim adamı adaya giderek söz konusu meteoru inceleme altına almış, 1 hafta süren analizin ardından cismin aslında dünya dışı bir uzay gemisi olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu teknoloji baş döndüren hızda gelişirken ardında o soru işaretini de beraberinde getirmiştir. Alien Star Ship 1'in gerçek sahipleri bir gün dünyaya geri döner mi? Alien Star Ship 1 kod adı ile adlandırılmaya başlanan araç, savaş gemisi olarak sınıflandırılır. Devam eden araştırmalarda elde edilen veriler çözüldükçe insanlığa sunduğu her türlü yeni bilgi sayesinde iletişim sistemleri,  silahlanma,  taşıma ve daha pek çok alanda Alien Star Ship 1 bir kırılma noktası olur.


2000 yılında Birleşmiş Milletlere bağlı askeri kuvvetler kurulurken altında yatan yegane sebep olası bir uzaylı saldırısını önlemektir Aynı nedenle dünya uluslarını bir araya toplanması doğrultusunda çalışmalara başlar. Bu doğrultuda oluşturulan yeni hükümet beraberinde şiddetli anlaşmazlıkları ve kargaşayı beraberinde getirirken. Hatta sonunda BM Savaşları'nın başlamasına neden olur. 2005'te birlikte kendilerini Anti-BM olarak adlandıran örgütlü bir gerilla grubu ortaya çıkar ve davalarının haklılığı adına BM’ye karşı saldırgan ve kan dökücü politika güder. Yıllar birbirini izler. Taraflar arasındaki çatışma dünyaya tam anlamıyla yıkım getirir. Yüzlerce şehir yerle bir olur, uzay istasyonları yok edilir, ekonomiler çöker ve binlerce sivil hayatını kaybeder. Bilim adamları 2008 yılında yaklaşan ve aslında beklenen o tehlikeyi duyurur. Askeri kuvvetler saflarına daha genç, eğitimli birimleri katar ve onları cepheye yollar.


Bu genç askerlerden biri de BM F-14 pilotu Shin Kudo'dur. Gerçekleştirdiği uçuşlardan birinde Kuzey Pasifik’te yer alan yerleşimin bulunmadığı medeniyetin uzağında bir yaşamı seçmiş görünen bir adaya düşer. Kabilenin genç Şaman rahibesi Sara yabancıyı güvenilir bulmaz ve geldiği yere dönmesini söylese de herhangi iletişim kaynaklarından ve bir deniz aracından yoksunken ayrılmak gibi bir seçeneği yoktur. Hali ortadadır. Varlığı adanın yerlileri tarafından kabul edilir. Gizemli güzelliği ile Sarah kültürel geçmişin mirasına, geleneklerine bağlıdır. Adanın modernleşmesine karşı çıkar. Yaşamak için gerekenin sadece tabiatta olduğunu savunan ataları gibi şaman güçlerine sahiptir. Bu yeteneği sayesinde “Yeryüzünün şarkısını” duyabilmekte ve kendisini çevreleyen tabiatla iletişim kurabilmektedir. Zamanla halkı için de bir umut kaynağı olarak kabul edilmiştir.

Bu sırada her iki silahlı kuvvet adadaki inanılmaz büyük bir enerji kaynağını keşfetmiş ve tüm dikkatlerini buraya yoğunlaştırmıştır. Gönderilen keşif birlikleri sinyallerin yüzyıllar öncesinde dünyanın dışından gelen efsanevi bir teknolojiye ait olduğu geçeğini doğrulamaktadır: Protokültür... Öte yandan Shin, Sarah ve Mao insanoğlunun yüz yıllarca gizli kalmış gerçeklerin kaynağını elde etme yarışında, var olma mücadelesi verirler. 

 

Macoss Zero'ya Göre Protokültür:

İnsanlığın evrimine uzaylıların müdahalesidir. Böylece çağları aşan teknolojileri geliştiren antik uygarlıkların varoluş denklemi açıklanmış oluyor. (Gerçi hala bu kullanımla ilgili ben de yerine oturmayan bir şeyler var.)


Editör Yorumu:

Animede 3D yapımı işleri sevmem. Neyse ki bu yapımda sadece Mecha kısmıyla sınırlı tutup diğer her şeyi olması gerektiği gibi çizmişler. Yapım beklediğim konu doygunluğunu sağladı diyemem.

 

NOTLAR:

Marosss'un 20. yılı şerefine hazırlanan Ova Shôji Kawamori ve yeni kuşak MACROSS yapımcıları yeni projelerini birlikte sürdürmek için bir araya geldiler.  MACROSS 3D’nin yapımı için Studio GONZO ile çalışıldı.

 

Diğer Macross Konu Başlıkları İçin Tıklayınız


1. Super Dimension Fortress Macross / Robotech (1982) 

2. The Super Dimension Cavalry Southern Cross

3. Genesis Climber Mospeada 

4. Macross: Do You Remember Love (1984)

5. SDF Macross Flashback (1987 ) (OVA)

6. Super Dimension Fortress Macross 2: Lovers Again (1993)

7. Macross Plus (1994 ) (OVA/Movie)


 

 

 

 

 

 

25 Aralık 2015 Cuma

Vampire Princess Miyu (Oav / 1989) & Tv


Uzun soluklu anime dünyamın henüz keşif aşamasında, bir üniversitenin anime topluluğunun gösterimine ablam sayesinde gittiğim dönem fark ettiğim ve işleniş bağlamında çok da doyurucu olmasa da çizgileriyle beni büyüleyen güzide yapımlarından biridir bu dört bölümlük oav. Çizim tarzına hayran kaldığım yazar Toshiki Hirano ile çizer Narumi Kakinouchi'nin aynı adlı mangasından uyarlanmıştır.  Gelelim oldukça naif sayabileceğim hikayesine:
 
Miyu ve annesi (Oav 3)
 
Hikaye şeytan + tanrı karışımı Shinma olarak isimlendirilen varlıkları yok eden avcı vampir Miyu ile onun gerçek kimliğine uyanışını engellemek üzere seçilen ama sonrasında genç kız tarafından kanı içilen ve başarısızlığı nedeniyle yüzü maskesinin ardına gizleyen gizemli erkek karakter Larva etrafında şekillenmektedir. Özellikle Larva ile yollarının kesişmesi avcı iken av olması tüm hikayede en merak ettiğim konuydu. Bir diğeri vampir oluşunun farkında değilken yaşadığı süreci anlatan bölümdür ki karşılıksız sunulan anne sevgisini hissedersiniz. Hikayenin 4 bölümlük mangaya sıkıştırılması Oav'da birçok açık uçlu soruyu da beraberinde getiriyor. 


Not: 26 bölümlük Tv serisinde aynı seyir zevkini alabildiğimi söyleyemeyeceğim. Orada zayıf ve yetersiz bir konu işleyişi hakimdi.Keşke mangayı bulma ve okuma şansım olsaydı.
 
Dizi Hakkında Notlar:
 
- Oav'ın müzikleri Kenji Kawai tarafından yapılmış

Daha Fazla Bilgi İçin Tıklayınız

26 Ocak 2015 Pazartesi

Bir Efsane: Rurouni Kenshin (Samurai X) (1996)

Hatırlatma: Ayrıntı içerir. İzlemeyi düşünenlerin okuması önerilmez.

Nobuhiro Watsuki'nin gerçek hayattan tarihsel bir kişilik ve Bakamatsu dönemi suikastçisi olan Kawakami Gensai'den esinlenerek çizdiği manga Rurouni Kenshin'in televizyon serisine uyarlandığı 1996'dan bu yana neredeyse yirmi yıl geçmiş. Aradan geçen zamana karşın mangası halen ilgi ile okunuyor, anime serisi ile oav'ları kült yapımlar arasında kabul görüdü. Live action sinemaları merakla takip edildi ve oldukça da sevildi. Şimdilerde Manga merkezli yeni bir Tv uyarlamasıyla yoluna devam ediyor.

Benim Rurouni Kenshin'e dair anime türünde favorilerim, arka planında Taku Iwasaki'nin mükemmel müzikleri eşliğinde görsel bir ziyafet sunan ve gezgin samurayın gençlik yıllarına odaklanan Oav 1: Samurai X: Trust & Betrayal /Rurouni Kenshin: Tsuioku Hen /1999) ile Kaoru ve beraberindekilerle yaşadığı maceralara ve sonrasında geçen onbeş yıla hatıralar şeklinde göz attığımız Oav 2: Samurai X: Reflection / Rurouni Kenshin: Seisō hen'dir. Bir çizgi film size "sizi ağlatabilecek kadar yoğun duygular yaşatabilir mi?" diye sorarsanız işte bu iki Oav bana tam da bunu hissetiren yapımlar diyebilirim. Kanımca tekrar ve tekrar izlense de aynı zevki alacağınız nadir animelerden.

     Rurouni Kenshin: Legend of the Kyoto (1996/ TV Serie)

Mangasını okuyan ve gerek anime gerekse live action olsun her tür Kenshin uyarlamasını izleyen bir izleyici olarak 1996 yılında yayınlanmaya başlanan 95 bölümlük Tv serisinin bunlar arasında en vasat yapım olduğu düşüncesindeyim. Özellikle ilk sezonu baskın olmak üzere çizimler özentisiz ve sevimsiz gelmişti. (Yandaki resim Tv serisi için hazırlanmış ama animenin kendisi bu tarz çizgilere sahip değil ne yazık ki.) Tabii shonen bir manga uyarlaması olduğu için kadınsı ve naif çizimler görmeyi beklemekte çok doğru değil. (Manga tarzına bakınca aslında bu eleştirim biraz yersiz kaçıyor galiba) 66. bölüm sonrası çizgiler büyük ölçüde güzelleşse de bu kez de ne yazık ki konu çok kötüydü. Hatta mangada o konu yoktu bile. Keşke bu kaliteyi ilk bölümlerden itibaren uygulasalardı. Hatta bölümler arası kalite iniş çıkışı bazen fazlasıyla belirginleşip insanın göz zevkini sorgulatacak ölçüde değişiyordu. Shisio sonrasi bölümlerle ticari kazanç için adeta sündürülen bir yapıma dönüştürülmesi bu anlamda bir kayıp. Manga dışı "Happy Kaoru! Kenshin's Proposal! Kaoru Ecstatic!" adı ile yayınlanan ve sevdiğim tek bölüm, Kaoru ve Kenshin arasında yaşanan buluntu bir nişan yüzüğü ile ilgili yanlış anlaşılmanın anlatıldığı 66. bölümdür ki her dakikası kesinlikle çok eğlenceliydi.

Burada mangaya dair bir pencere açmadan edemeyeceğim. 20 ve 28'inci ciltler arasının tamamen Jinchuu yani Yukishiro Enishi'nin intikamına odaklandığı hakkında bir fikrim yoktu ve hikayeye dalmış giderken bir noktada Watsuki-san beni öyle bir köşe edip şoka uğrattı ki gözü yaşlı halde bunca zaman sonra -bazen karşılaştığım üzere sonu biribirini tutmayan- bir anime serisi izlemişim sandım. (Neyseki Watsuki-san da kederimi sona erdirdi:) Sonuç olarak Rurouni Kenshin mangası Shonen bir mangadan beklenmeyecek ölçüde duygusaldı bence. Shojo niyetine de zevkle okunabilir.


Seri ile ilgili söylenebilecek bir diğer rahatsız edici nokta background muzikleri hariç açılış ve kapanış temalarının bu popülerlikte bir anime için genel anlamda bir facia olduğu. (Tarihsel bir dönemi anlattığına göre daha makul enstrumanlarla çalınan sakin müzikler secilebilirdi.) Hele o kulak tırmalayan ilk açılış müziği kimin tercihiydi bilemiyorum ama seçilebilecek en berbat şarkıydı herhalde. Bu yüzden serinin yirmi yılın ardından yeniden televizyona uyarlanacağını duyduğumda fazlasıyla sevindim. Umarım bu remade abartı çizgilerle bezeli, CGI içeren, rengarenk bir festival havasında değil de Oav'larının tarzı çizimlerle ve sephia tonda ağır bir renkle yapılır.

Samurai X Ova 1: Tsuioku Hen (1999)
(  Rurouni Kenshin: Trust & Betrayal (OAV) )

Shinta (Sonrasında Kenshin)
Yönetmenliğini  Kazuhiro Furuhashi yaptığı ve Taku Iwasaki tarafından bestelenen mükemmel müzikler eşiğinde izleyiciye epik bir seyir sunan 1999 yapımı 4 bölümlük ilk Oav'da hikâye samuraylığın artık yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve Japonya’nın modernizayona gidişini simgeleyen Meiji Restorasyonu öncesi dönemde geçer. Ailesini çok erken yaşta kolera salgınında kaybeden küçük Shinta köle tacirlerine satılmıştır. Beraberindeki kalabalık bir köylü grubu ile seyahat ederken bir çetenin saldırısına maruz kalırlar ve kendi dışındaki herkes acımasız biçimde katledilir. Minik kolları ile bulduğu kılıcı kendisini ve beraberindeki üç genç kadını savunmak için kaldırdığında sadece elleri değil ruhu da biraz sonra öleceği gerçeği karşısında korkuyla titremektedir. Tam o anda gecenin içinden Seijiro Hiko isimli bir kılıc ustası belirir ve tüm saldırganları sadece birkaç kılıç hamlesi ile kısa süre içinde bertaraf eder. Çocuğa ne olacağını düşünmeksizin yoluna devam etmeyi seçse de merakı onu geri dönmeye iter ve gördüğü manzara karşısında şaşkına döner. Çocuk, katledilmeden önce kendisi için merhamet dilenen üç genç kadın dahil herkesin ağır bedenlerini sürüklemiş ve elleriyle toprağı kazıp gömmüştür. Dövüş ustası O'nun sadece bedeni değil akli iradesine de hayran kalmış olacak ki yanına almaya ve "Hiten Mitsurigi Ryu (Flying Heaven Honorable Sword Style) " adı verilen kılıç tekniğini öğretmeye karar verir. Bundan sonra adın Kenshin olacak diyerek ismini değiştirir. (Ken: Kılıç Shin: Kalp)

Himura Kenshin (Yaş: 15)
 
Henüz 14 yaşında iken ve eğitimi halen devam ederken ustası ile yaşadığı görüş ayrılığı Kenshin'i kendi yoluna gitmeye sevk eder. Aslında bunun için çok genç ve deneyimsizdir ama kısa zamanda kılıç kullanma konusundaki gözalıcı yeteneği ile iç savaş yaşayan Japonya'daki emperyalistlere karşı devrimci saflarında bir suikastçi olur. Kaos halindeki ülkede acı çeken insanlara yardım etmek için savaşmaktadır. Aslında o süreçte seçtiği yol ve uğrunda döktüğü kanın, idealler için gerekli olduğuna inanmakta dolayısıyla aldığı canları ve onların geride bıraktığı gözü yaşlı insanların acılarını düşünmemektedir. Tek bir kılıç hareketi ile o kadar çok sayıda insan öldürüp adeta herkesin korkulu rüyası haline gelecek ölçüde efsaneleşir ki, Hitokiri Battousai (Usta Katil / Usta İnsan Avcısı) olarak anılmaya başlar. En nihayetinde kılıcını satabileceği kayda değer bir toprak lordu bulmak üzere arayışını sürdürür. Choshu klanının lideri Kogoro Katsura daha ilk gördüğü an O'nun hızından ve çevikliğinden fazlasıyla etkilenir ve hizmetine almakta gecikmez. Ancak gün be gün genç suikastçisinin kişiğindeki değişimi, insanlıktan uzaklaşarak ruhsuz bir katile dönüşmesini, endişeyle izler

Himura Kenshin (Yaş: 15)
Yine insan avına çıktığı bir gece Kenshin, verilen emir doğrultusunda Akira Kiyasato isimli genç bir Shinsengumi'nin yaşamını alır. Ancak adam her defasında aldığı ölümcül yaralara rağmen düştüğü yerden kalkmayı başarıp hayatta kalmak için öylesine bir direnç gösterir ki kılıcı ile sol yanağında derin bir kesik bırakır. Günler biribirini kovalarken kesik aralıklarla kanamayı sürdürür. Suikastlarde gözcülük yapan Izuka'ya göre "eğer katana yarası nefretle dağlanarak açılmışsa intikamı alınmadığı sürece akmaya devam edecektir. Nefret ne zaman sona ererse kan da o zaman duracaktır." Kenshin bu söyleme pek de aldırış eder gözükmese de arada sırada öldürdüğü adamı düşünmekten de kendini alamaz. Yağmurun adeta şehri kandan arındırmak istercesine yağdığı bir gece varlığını keşfedip kendisini izleyen bir başka suikastçinin saldırısına uğrar. Savurduğu kılıç usta bir hareketle rakibinin gögsünü yarıp geçer ve ileri doğru oluk halinde kan sıçratır. Kendisi de kana bulanmış halde olduğu yerden doğrulurken erik çiçeği kokusu alır ve sahneyi izleyen üçüncü bür gözünün varlığını fark ederek bir an donup kalır.

Şemsiyesi ve kimonosu az önceki kan şelalesine bulanmış görünen genç bir kız doğruca O'na bakmaktadır. "Sen gerçekten de bu kan yağmurunu yağdıransın." dediğinde sıkı sıkı kavradığı kılıcı parmaklarından kayıp düşer. Aklına gelen ilk şey "görgü şahidini ortadan kaldırmalı mıyım?" sorusudur. Bu arada kız da gördüklerinin etkisiyle olsa gerek birkaç adım atabilmiştir ki kendinden geçerek Kenshin'in kollarına yığılır. Kılıcını yere saplayıp son anda tutabildiği yabancıyı doğruca kaldığı otele götürdüğünde işletmeci kadın geceyi geçirmek üzere bir kız getirdiğini zanneder. Dolayısıyla ekstra oda talebine "onu odana götürsene" yanıtını alan Kenshin fazla sorgulamaz. Zaten yatarak uyumayan biri olarak bu kendisi için sorun değildir. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanınca doğrudan kıza bakınır ancak ortalıkta değildir. Merdivenlere yöneldiğinde yemek tepsilerini taşıdığını görür. Kendini Yukishiro Tomoe olarak tanıtan kız bayılmasına neden oarak önceki gece çok fazla içtiğini belirtir. (ki bu durum Kenshin'i hayli şaşırtır. Gecenin bir yarısı yanlız başına bir kadının içmeye gitmesi dönemin anlayışına tamamen terstir çünkü.) Sorun yarattığı için özür diler. Bunun dışında ne kendinden  ne de o gece şahit olduklarından bahsetmeye  gönüllü değil gibidir. Bir çalışanmışcasına ev sahibesine yardım eder. Aniden çevrelerine giren kız hakkında bir casus olabileceğine ihtimaline karşlık Lord Katsura Kogoro'nun Izuka'ya yaptırdığı araştırma sonuç vermez.

Tomoe (Yaş: 17)
Bir sabah oldukça erken kalkan Tomoe uyur haldeki Kenshin'in yanına gider ve O'nu bir süre izler. Yüzüne doğru yaklaşırken henüz sadece bir çocuk olduğunu mırıldanır. (Kenshin 15 yaşında) Tam bu anda tehdit algısı ile uyanan Kenshin hızlı bir refleksle yakalayıp kılıcını boğazına dayadığı kızı  sertçe yere iter. Uyumak için dayandığı kitaplar etrafa saçılır. Farkeder ki Tomoe üzerine birşey örtmek için yaklaşmıştır. Gösterdiği nezaketsizlikten rahatsız olur ve teşekkür eder. İkilinin birlikteymiş gibi algılandığı ortamda Lord Katsura ise Tomoe'nin Kenshin'in ruhunu sakinleştirebileceği ve kan dökme eğiilimindeki kılıcının kını olabileceği düşüncesindedir. Hatta bunu yapmasını Tomoe'den rica eder. Sakin geçen bir akşam Tomoe içmeyi arzu ettiğini ancak geç saate yanlız başına gitmek istemediğini söyleyerek delikanlıyı şaşırtır. (Kadınların bar gibi ortamlara girip çıkması ve içmesi ayıp sayılmaktadır sanırım o dönemde.) Bir çeşit randevulaşma gibidir. Kenshin isteğini geri cevirmez ve bir barda karşılıklı oturarak sake (Japonya'ya has alkollü içki) yudumlarlar. Kenshin uzun süreden beri ilk kez tadını beğenerek ve zevk alarak içtiğini dile getirir. (Hocasının felsefesine göre eğer sake kişiye tatsız geliyorsa ruhunda yanlış giden birşeyler var demektir çünkü.) Derken dışarda bir karmaşa patlak veirir. İmparatorluk yanlıları kasabayı kuşatmıştır. Kenshin Tomoe'yi de alarak meyhaneden çıkar. Arka sokaklara sapsalar da emperyalistlerle burun buruna gelmekten kaçamazlar. Kenshin bir kez daha kılıcına davranır ve varlıklarını deşifre edebilecek canlı tanık bırakmamak adına önüne çıkan her emperyalisti ortadan kaldırır. Tomoe O'nun sadece birkaç dakika içinde aldığı 4-5 hayatı izlerken oldukça sakindir. Hajime Saito önderliğindeki grup henüz olay yerine varmıştır ki ikinci kez harekete geçecekken bu defa Tomoe elini tutarak kılıcını kullanmamasını ister. Birlikte hızla uzaklaşırlar. Saito göz ucu ile onların gidişini farkeder ve geriden yayılan erik çiçeği parfümünün kokusu alır. Kaçmayı sürdürürlerken bir köşe başında kılıcını hizmetine sunduğu Lord Katsura ile karşılaşırlar. Lord onlar için dağ evini  hazırlattığını, ortalık durulana kadar bir süre gözden uzak karı-koca gibi görünerek yaşamalarını emreder. Gerek Kenshin gerekse Tomoe kendilerinden istenen şeyi bir an tereddüt ederek karşılsa da bu aşamada fazla zamanları yoktur. Yola koyulurlar.

Köydeki yaşantıları dingin ve huzurlu şekilde devam eder. İlaç vs satarak geçimlerini sağlayan genç evli bir çift görünümündedirler. Kenshin bile eski hayatını unutmuş ve bu yeni yaşama adapte olmuş gibidir. Tarla ekmek gibi hayat kurmaya, yerleşmeye dair Tomoe'yi de kapsayan planlar yapar. Onu sesizlikle içinde izleyen Tomoe de halinden memnundur. Lordun hizmetindeki İzuka ara sıra uğramakta ve Kyoto yangını sonrasında yaşanan gelişmeleri rapor etmektedir. Tomoe O'nun kendilerine dair lakayıt cümlelerine yorum yapmaz ama bariz şekilde adamın varlığından hoşlanmaz. Derken günün birinde bir başka  misafir, Tomoe'nin küçük erkek kardeişi Enishi çıkagelir. Kenshine'i açık bir nefret ve öldürme arzusu ile süzer. Kenshin'se bunu farketmez ve rahat konuşabilmeleri için ikisini yalnız bırakır. Enishi, ablasına neden eve dönmeyip o adamla kaldığını sorar. Tomoe yanıt vermez ve geri dönmesini ister. Aldığı cevap Enishi'yi daha da öfkelendirir. Tomoe geride bıraktıklarının aksine Kenshin'nin görünenin aksine bambaşka, ince bir ruha sahip olduğunu keşfetmiştir. Muhtemelen daha önce kimseye göstermediği bu yönü Tomoe'nin düşünceleri ile birlikte kalbini de değiştirmiştir. Zavallı kız başlangıç çizgisinden tamamen sapmış durumdadır. Kaçınılmaz biçimde aşık olmuştur ki bu kesinlikle yapmaması gereken birşeydir. Yola çıkarken yanına aldığı katanayı artık ona duyduğu güvenin etkisi ile taşımamaktadır.  Kendi ile ilgli cümleler kurmak istese de başarılı olamaz. Bir gece kalbinin derinliklerindeki sırrı Kenshin'e anlatır. Nişanlısı bir suikatçinin elinde can vermiş O da yaşadığı acı yüzünden evini terk etmiştir. Hikayesini şaşkınlıkla dinleyen Kenshin soru sormaz (muhtemelen bunu yapanın kendisi olacağı ihtimalini de aklına getirmez.) Tomoe, yasını tutması gereken bir başka insanın ölümüne neden olan kişiyi sevmenin verdiği vicdani yükün altında ezildiğini hissetse de elinden birşey gelmez.  Nihayetinde kız, vicdan azabını, pişmanlığını ve hissetttiği suçluluğu onun varlığında dindirmeyi seçer. Birlikte olurlar... Ertesi gün Kenshin uyanmadan önce Tomoe geri dönmek üzere kulubeyi terk eder.
 
 
Kenshin uyandığında ise O'nu büyük bir süpriz beklemektedir. Esasında  Ishin Shishi'den Yaminobu liderinin intikam oyununun bir parçası olan İzuka, Tomoe'nin birkaç ay önce sokakta yüzünü yaralaladıktan sonra kılıcıyla hayatına son verdiği Kiyosato Akira isimli Shinsegumi'nin nişanlısı olduğunu ve intikam için Ishin Shishi'den Yaminobu adına casusuluk yapmak üzere yanında kaldığını anlatır. Delil olarak da genç kadının yazdığı günlüğü gösteririr. Kenshin felce uğramış halde yağan karın üzerinde Tomoe'nin bıraktığı ayak izlerini takip eder. Kendisi için hazırlanan ölüm tuzaklarını ve katilleri birer birer aşarken ciddi yaralara alır. Diğer tarafta geri dönen Tomoe ise Yaminobu liderinin, kalbini nişanlısını öldüren bir adama verdiği için küçümseyen sözlerine karşılık yanında taşıdığı bıçakla saldırarak onu durdurmaya çalışır ama başarılı olmaz. Adamın kıza dair en ufak bir merhameti  de yoktur. Sadece amacı için kullanmıştır. Enishi dışarda yağan karın altında bir köşede beklemektedir. Kenshin, kulubeye ulaştığında büyük ölçüde kan kaybetmiş ve güçten düşmüş haldedir. Kendini öldürmeyi de başaramayan Tomoe kederi içinde boğulmuşken nişanlısının kendisine bakan hayalini görür. Dövüşün tüm şiddetiyle devam ettiği o anlarda kararını verir ve ikisinin arasına girererek adamın öldürücü darbesini engeller. Ne yazık ki Kenshin ölümcül darbesini indirdiğinde ve gözlerini araladığında görür ki kılıcı rakibinin sonunu hazırlarken araya giren Tomoe'nin bedenini de kesmiştir Kucağına düşen kadın ölmeden hemen önce bıçağıyla Kenshin'in yüzüne  X şeklini verecek ikinci yarayı çizer.

Eşi adlettiği kadını kendi elleriyle öldürmüş olmanın verdiği derin acı ve azap Kenshin için bundan sonra ömrü boyunca taşıyacağı bir yük olacaktır. Ziyaretine gelen ve taziyesini sunan Katsura ortaya çıkan yeni bir suikasçinin (Seriden aşına olduğumuz Makato Shisio) aralarındaki casus olduğunu anladığı İzuka'yı ortadan kaldırdığını ve mevcut durumda ise O'nun yine kılıcına ihtiyaç duyacağını belirtir. Ancak artık amacını ve yaptıklarını sorgulayan Kenshin kararını çoktan vermiştir. Bundan böyle insanların hayatını almayacaktır. Kaldıkları evi genç kadının cansız bedeniyle birlikte ateşe vererek terk ederken gençliğine de veda eder gibidir. Beraberinde yüzündeki yara ile sonsuza kadar kalbine yerleşen Tomoe'nin hayali vardır. Kılıcını zayıfları korumak üzere kullanmayı sürdürür. Bu doğrultuda mücadelesi Shinsengumi kaptanı Okita Sōji ve gelecekte de karşılacağı, Saitō Hajime ile olur. En nihayetinde Bakumatsu devrimin sona erdiği ve barış çağının geldiği günler Hitokiri Battōsai iz bırakmadan ortadan kaybolur.

Samurai X Ova 2: Seisō hen
    (Rurouni Kenshin: Reflection (OAV)

Kaoru Himura (Yaş:34)
Aynı estetik ve romantizmle Kenshin'in hikayesini bu kez ona aşık bir kadının penceresinden  izlediğimiz 2. Oav, 2001 yapımı ve müzikler yine Taku Iwasaki'ye ait. İkilinin tanışması ile gelişen süreç Kaoru açısından "kılıcının ağırlığını taşıma", kadınsı bir naiflik, kendini adama ve sadakatle örülmüş. Konu bir noktaya kadar bildik hikayeyi anı geçişleri ile tekrar eder ve karakterler Kyoto'da Shisio Makato ile sona eren mücadelesi sonrası Tokyo'ya dönerler. Kaoru artık Kenshin ve kendisi için sakin günlerin geldiğini düşünse de dojoya bırakılan Jinchuu (intikam) notu sonrası Kenshin'in yüzündeki çarpı şeklindeki yaranın öyküsünü öğrenir. Gözyaşları içerisinde anlar ki sevdiği insan görünüşe göre hala kalbini tam olarak kendisine açmamıştır.
 

Oav'ın tekrarları dışına çıkan orijinal sayılcak ilk öyküsü Tomoe'nin Kenshin'in kılıcıyla hayatını kaybetmesi sonrası yaşananlara şahit olan erkek kardeşi Yukishiro Enishi'nin, ablasının önce mutluluğunu sonrasında ise kılıcı ile hayatına son veren Kenshin'den intikam almasıdır. Bu doğrultuda Kaoru'yu kaçıran ve bir adada rehin tutan Enishi, Kaoru'ya şu soruyu sorar. "Sen O'nun için ne kadar değerlisin?" İşte Kaoru için Kenshin'in kalbindeki yer ve ne ifade ettiği büyük bir soru işaretidir. Biliyordur ki Tomoe, hayatını vererek ve yüzündeki çarpı şeklindeki yara ile Kenshin'in kalbinde kazınmışken kendi varlığı belkide asla O'nun edindiği biçimde yer bulamayacaktır. Hatta kendisini sevdiği için kurtarmak üzere gelmesi durumunda Enishi acı çekmesi için gözleri önünde hayatına son vereceğini söylese de Kaoru sahilde beklemeyi sürdürür. Enishi kadının hayatından çok Kenshin'in kendisi için gelip gelmeyeceği yönündeki endişeli bekleyişini anlamakta zorlanır. Ona göre ablasının hayatını alan birisi asla sevilmeye layık değildir. Ancak Kaoru bir zamanlar nişanlısının ölümü için ablasının da Kenshin'i affettiğini hatırlatır. Nihayetinde bekleyişleri sona erer. Kenshin adaya ulaşır ve Kaoru Enishi ile sahile iner. İkili arasındaki ölümüne mücadele Kenshin'in kazananı da belirleyen son  darbesi ile biter. Buna rağmen Kenshin önünde eğilerek, eğer acı ve öfkesini dindirecekse hayatını almasını ister. Enishi intikamının ateşinde kaybolup kılıcını kaldırdığı anda Kaoru Kenshin'în üzerine kapanır. Ablassının hayalini Kaoru'nun bedeninde gören ve ölmesini istemediğini düşünen Enishi böylece intikamından vazgeçer. (Kaoru ölen ablası gibi 17 yaşında.)
 

İkili bir kez daha Tokyo'ya geri döner. Dojoda sakin bir yaz gecesi ikisi de uyuyamaz ve gece yarısı dışarda oturular. Kaoru hayatını ona adayacağını söyler. Ama Kenshin her ne kadar O'nun gülümseyişi için herşeyi yapmayı arzu etse de geçmişinde kıydığı canların ve geride bıraktığı yas tutan gözü yaşlı insanların affını kazanamamanın verdiği acıyı omuzlarında taşımaktadır ve mutlu olmayı hak etmediğini düşünmektedir. Kaoru ne yapacağını bilemez. Eğer mutluluk bu anlamda her ikisi için bir günahsa onunla bu günahı paylaşacaktır. O'nun ailesi olmasını ister.
 

Hikaye bu noktada  (Director cut versiyonu dahilinde) Kenshin ve Kaoru'nun düğün töreni, oğulları Kenji'nin doğumu ve sonrasında geçirdikleri hayattan kesitler sunarak 15 yıl sonrasına bağlanır. Sakabotosunu genpuku yani yaşının geliş hediyesi olarak Yahiko'ya verdikten sonra kılıç taşımayı tamamen bırakan Kenshin evliliklerinin büyük bölümünde gitgide kötüleşen sağlığına rağmen kefaretine cevap arayışını sürdürmekte ve insanlara yardım edebilmek, acılarını dindirebilmek adına uzun yolculuklara çıkmaktadır. 15 yaşındaki oğulları Kenji de kendi yolunu çizmiş ve babasının efsanesini geçmek derdinde Hiten Mitsurigi Ryuu'yu öğrenmek üzere Usta Hiko Seijiro'nun yanına gitmiştir. Uzun bekleyişlerinin getirdiği yalnızlıkla anılarında kaybolan Kaoru ise (seyahatlerinden döndüğü günlerden birinde birlikte oldukları zaman) Kenshin'e de sirayet eden hastalığı yakalanmış haldedir. Sağlığının Kaoru açısından iyi gitmediği aşikar olunca Yahiko, Kenji'yi eve getirmek üzere yola çıkar. Durumu giderek ağırlaşınca Tsubame, doktor Megumi'yi çağırmak zorunda kalır. Muayene sonrası Megumi Kenshin'deki aynı semptomları gördüğünde anlar ki Kaoru bu hastalığı bile bile kabul etmiştir.
 
Kenshin (28) & Kaoru (17)

Diğer yandan ülkenin uzak bir köşesinde hastalığının son aşamasındaki Kenshin de sefil bir durumdadır. Eve dönerken patlayan fırtınada denize düşer. Sahile çıktığında ise artık neredeyse adını bile hatırlayamayacak ölçüde hafıza kayıpları yaşamaktadır.  Muhtemelen yüzündeki yara izi ile kıyıya vuran yabancı söylentilerini duyarak gelen Sanosuke, Kenshin'i evine götürür. Bununla birlikte halinden anladığı üzere fazla zamanı kalmamış görünen arkadaşını son günlerini geçirebilmesi için eve göndermeye karar verir. Ama yolculuğu kaldıramayacağına dair şüpheleri vardır. En nihayet biraz topralanınca O'nu Tokyo'ya götürecek bir gemiye bindirir. Mevsim artık kiraz çiçeklerinin seyir dönemidir. Geminin güvertesinde bilincininin gelgitleri arasında havadan süzülüp düşen bir çiçek yaprağı, aklına baharın kendisi gibi süzülen genç ve güzel Kaoru'nün görüntüsünü getirir. Böylece Kenshin limana ulaştığında dudaklarında sadece Kaoru'nun ismi vardır ve aklındaki tek düşünce O'na ulaşabilmektir. Kaoru ise az önce geçirdiği bir kriz sonrası, kocasının gelmiş olabileceği ümidiyle karşılamak üzere yine limana gitmek için yatağını terk eder. Duvarlara tutunarak yürür. İkili, bir zamanlar Kyoto'ya gitmeden önce gecenin karanlığında vedalaştıkları su kıyısında karşılaşırlar. Kenshin sendeler halde ve kalan son gücüyle, kollarını açarak kendisini karşılayan Kaoru'ya sarılır. Kaoru, ayrılırken istediği üzere ailesinin verdiği eski adı ile hitap ederek "Hoşgeldin Shinta" der. Kiraz çiçeklerinin süslediği bir agacın gölgesinde yorgun düşen Kenshin, başı Kaoru'nun kucağında yere uzanmış halde yatar. Kaoru birşeyler anlatırken yüzünde huzurlu bir ifadeyle uykuya dalar gibi son nefesini verdiğinde, genç kadın yüzündeki çarpı şeklindeki yaranın da sonun da tümüyle kaybolduğunun gözyaşlarıyla fark ederek O'na sarlır.

New Kyoto Arc (OVA)

Hikayeye en son eklenen bu oav Kenshin'in Kyoto'ya yolculuğu sırasında Misao ile tanışması konusuna odaklı. Zayıf bir tema barındırıyor. Ancak çizimleri açısından Tv serisine değil Oav'lara daha yakın. Sanırım yapımcılar takipçilere hikayeyi unutturmamak için arada böyle ufak dokundurmalar yapmayı seviyor. İzlenmeli mi? Evet. Özellikle Live Action seven biri değilseniz bu Oav'ı  kaçırmayın. Rurouni Kenshin Live Action Movie 2: Kyoto İnferno filmini içeriyor. Bunca yıl geçti ancak mangadakibazı ayrıntılar nedense ısrarla işlenmemeye devam ediyor.Buna biraz içerlediğimi itiraf etmeliyim. Oavlar, Tv serisi, Live Action derken aynı hikayeyi defaatle sunuyorsunuz da bazı konuları ne anime de ne de live ction filmlerde değinmiyorsunu? Bakalım Yeni gelecek iki live action filmden bu anlamda ümitliyim. Umarım beklentilerimi karşılar. 

Rurouni Kenshin (TV) (2023)


Manga yazarı hakkında duyduklarımdan sonra gözümdeki değeri azalan bir seridir Kenshin. Eğer kişi cinsel tercihlerini keyfi ve nefsi olarak belirliyorsa benim açımdan insanların tercihlerine saygı" muhabbeti bu noktada da geçerli değil. Özellikle de çocuklara karşı besleniyorsa adı sapkınlık ve sapıklıktır. Tüm bunlara karşın sektör yazarın ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor. Baksanıza  yeni birşey sunmasa da filmler dizier live action versiyonları derken bu son örnektedende anlaşılacağı üzere bunca yıla rağmen parayı götürüyor. 
 

 
Bunun son halkası 2023'te yayınlanmaya başlayan Tv serisi. Benim açımdan izlense ne fark eder sorusuna şimdilik izleyerek devam edeceğim bir süreçte. Eğer mangaya bağlı kalınan bir uyarlama yapılırsa kesinlikle farklı şeyler göreceğiz. bakalaım:)
 
 
Rurouni Kenshin Live Action Movies

Günümüzde mangadan ya da animeden yola çıkarak hayat bulan birçok sinema ya da dizi yapılıyor. Bunların genelde pek izlenir olduğunu düşünen biri değilim. Söz gelimi Detective Conan'ın tv dizi uyarlaması. Karakterlerin yapay durduğunu hissetmiş ve bu live action uyarlamadan hoşnut kalmamıştım. Sanırım hikayedeki olağandışı olayları, kanlı canlı karakterlerle bir dizide yansıtmak onu her zaman gercekçi kılamıyor. Bir de önce de söz ettiğim üzere dizi uyarlamalarında karakterlerin animedeki ya da mangadaki karakteri taklit eder biçimde rol yapma çabası kanımca kaliteyi dibe taşıyan unsurlardan da biri.

Milenyumun ilk çeyreğinde efsane, 3 ayrı live action sinemayla ete kemiğe bürünerek geri döndü. Öykünün bunca yıla rağmen beğenilmesi ve hikayenin tekrar ve tekrar işlenmesi karakterin sağlamlığından olsa gerek. Bir de elbette geçmişinin dramatik yapısından... Ancak genelde Live action uyarlamaları pek başarılı bulmadığımdan Kenshin live action sinemalarını izlemeden önce bu çeşit bir hatalar kümesine kendimi hazırlamlıştım. Neyseki büyük ölçüde yanılmışım:) Beklentileri minimumda tutmak seyir zevkini arttırıyor. 
 
Rurouni Kenshin (Live Action Movie 1) :

Anime Oav  /  Lİve Action Movie
Öncelikle ilk filmden başlamam gerekirse; Takeru Satoh'dan daha uygun bir Kenshin herhalde olamazdı. Özellikle mangadaki ya da animedeki komedi öğelerini vermek yerine Oav'larda fazlasıyla hissetiğimiz geçmişin ağırlığıyla şekillenmiş hüznü çok iyi yansıtmış. Oyuncu kesinlikle çok sevimli. Fiziki yapısı cuk diye oturmuş. Özellikle yüzü (en çok da dudakları) güzel. Çekimlerde ne ölçüde dublor kullanılmıştı bilemiyorum ama anime ya da oav'larda görmeye alışık olduğumuz aksiyon sahnelerinden (aksiyona düşkün olmayan bir kadın izleyici olarak) fazlasıyla keyif aldım ve bu bağlamda çok iyi iş çıkartıldığı düşüncesindeyim. Diğer oyuncular Kamiya Kaoru (Emi Takei), Sagara Sanosuke (Munetaka Aoki), Takani Megumi (Yu Aoi), Udō Jin-e (Koji Kikkawa), Saitō Hajime (Yosuke Eguchi), Myojin Yahiko (Taketo Tanaka)'da Takeru Satoh gibi temel de iyi iş çıkarmış. Ancak ilk film için konu sanırım biraz sığ kalmıştı. Kanryu Takeda'nın acayip tavırları sanki diğer iki filmde Shisio'nun yanında boy gösteren Hoji Sadojima adlı karaktere kopyala- yapıştır yapılmış gibiydi. Özellikle Saitō Hajime'yi oynayan Yosuke Eguchi ve  Udō Jinei'yi oynayan Koji Kikkawa'nın filmi sırtlayan diğer iki sağlam karaktere hayat verdiklerini eklemem gerek ki animede Saito'yu pek sevmemiştim, filmde ise hoş bir karizması var. Jinei'nin belirgin ağırlığı yapımı vasat bir sinema olmaktan öteye taşımış.



Rurouni Kenshin Live Action Movie 2: Kyoto İnferno 
(Rurouni Kenshin: Kyoto Taika-hen

Hikayenin orjinalin dışına pek fazla çıkmadan devam ettiği ve tüm anime serisinin kayda değer  hikayeleri ile en yeni Oav: Shin Kyoto Arc'ı harmalayan devam filmi; Rurouni Kenshin: Kyoto İnferno (Rurouni Kenshin: Kyoto Taika-hen)'daki Hittokiri Bakyyusai tiyatrosu kısmını hayli eğlenceli buldum. Bu arada o tiyatro afişi neden o kadar tanıdık geldi hiç bilemedim. Gerçekten de aynı dönemde böyle bir tiyatro yapılmış olmaz herhalde değil mi?

Filme daha da renkli karakterler, yani Hiko Seijuro (Masaharu Fukuyama), Sato Seijiro (Ryunosuke Kamiki), Makato Shishio (Tatsuya Fujiwara), Makimachi Misao (Tao Tsuchiya) ve abayı yaktığı Shinomori Aoshi (Yusuke Iseya) gibileri eklendi. İkinci film anime dışı bir sonla bittiğinde "yine bir kadını kurtarmak için yola düştü temasını" çok sevdiğimi söyleyemeceğim. Ayrıca Kenshin, Kaoru'yu kaybı için intikam gibi herhangi bir duygusal bir yaklaşım sergilemediği gibi insanların acı çekmesini önlemek için Shishio'a savaş açması biraz garip geldi. Yaşadığını öğrendiğinde ise yanına gidip iki çift laf edemedi. (Gerçi sanırım buna dair çekilen görüntüler var ama neden bilmiyorum filme eklenmemiş. Muhtemelen çıkan dvd sonrası bir extended editionla bu sahneleri görebilmemiz mümkün olabilir.) Sürekli gülen ama tam bir katil tiplemesi çizen Sato Seijiro (Ryunosuke Kamiki) rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Ayrıca Shisio'ya neredeyse acıdım diyebilirim. Kullanılıp kenara atılmış bir zavallı hissini uyandırdı. Bir de Kenshin'in Kyoto'ya gitmeden Kaoru ile vedalaştığı sahneyi gece karanlığında ve ağustos böceklerinin yaydığı ışık eşliğinde görebilmek isterdim. Seriye ve Oav'lara aşina olanlar için bu sahne unutulmazdır:)

            Rurouni Kenshin:Tv / RK OAV 3: Reflection/RK Live Action Movie 2: Kyoto İnferno

Rurouni Kenshin: Live Action Movie 3: The Legend End 
(Rurouni Kenshin: Densetsu no Saigo-hen)

Rurouni Kenshin: The Legend End (Rurouni Kenshin: Densetsu no Saigo-hen) ise bu bağlamda beklentilerimi aştı. Kenshin'in yarım kalan tekniği öğrenme süreci ve ustası ile karşılıklı sake içip sohbet etttikleri kısım oldukça hoştu. Live action sinemaların tümünü göz önüne alarak sanırım en sevdiğim yan karakter Hiko Seijuro (Masaharu Fukuyama) oldu diyebilirim. Animeye göre duygularını daha iyi dışa vuruyordu. Her üç film içinde yadırgadığım yegane karakterse sanırım en çok Sanasuke Sagara'dır. Animede taşralı, kaba saba tuhaf bir tipleme iken pek yadırgamamıştım ama filmlerde tavırları sanki biraz yapmacıktı ve sürekli kavga etmeye bağlı bir beyin hasarı varmışcasına anormal kaçıyor gibiydi.


Kiyosato Akira ve Yukishiro Tomoe'ye dair geçmişi anlatan sahnelerin ikinci ve üçüncü filmde tekrar ettiğini görmek biraz sıkıcıydı. İçerik daha derin biçimde işlenerek verilebilirdi. Açıkcası ilk filmin ardından gelen bu iki filmin Makato Shisio konusuna odaklandığını anladığımda biraz hayal kırıklığına uğradığımı eklemeden geçemeyeceğim. Son filmde Yukishiro Enishi ve O'nun intikamıni işleyeceğni düşünmüştüm. Hoşnut olduğum bir diğer konu ise  anime tv serisinde sürekli bir "oro" tepkisi veren ve zaman zaman şebek durumuna düşen Kenshin'in neyseki Live Action sinemalarda Oav'lardan alışık olduğum ağırlığı taşıması. Hatta bu bağlamda Oav'ların, komedi ağırlıklı öğeleri seven izleyiciler tarafından eleştirildiğini okumuştum.
 

Rurouni Kenshin: Live Action Movie 4:  
Final: Part 1-2: The Beginning 
(Rurouni Kenshin: Sai shûshô 1-2) 
 
3. Film sona erdiğinde neden Yukishiro Enishi ve O'na bağlı hikaye yok diye hayıflanmıştırm. Meğerse o kısım için yapımcıların devam planı varmış. İnternete düşene kadar iki bölümden oluşan 4. film nasıl oldu bilinmez kulağıma çalınmamıştı. Dolayısıyla ne denli mutlu olduğumu siz düşünün artık:)

Part 1: İlk kısımda okyanusun diğer tarafından geçmişin izini süren bir adam Himura Kenshin'in hayatını cehenneme çevirmeye yeminli olarak ana karaya ayak basar. Şangay mafyasına mensup bir silah tüccarını trende göz altına almak isteyen Saito karşısındakinin kolay lokma olmadığını kısa sürede fark eder. Adam direnir gözükse de Himura hakkında sorduğu sorulara aldığı cevabın ardından teslim olur. Neredeyse ölümcül biçimde yaralanmasına karşın iyileşmeyi başaran Himura (Takeru Satoh) başkentte efsaneleşen ismine rağmen Meiji Restorasyonu’nun getirdiklerini kabul etmiş, kılıcını bırakmış ve köyde kılıç ustalığı okulu işleten Kaoru Kamiya ile huzurlu bir hayat sürmeye seçmiştir. Şehir merkezinde tüm ekip dolaşırlar. Batılı bir düğün alayı herkesin dikkatlerini çeker. Bayan Megumi'nin yorumları arasında Kaoru'nun bakışlarındaki özlemi anlamayan tek kişi tabi ki Kenshin'dir:)

Aynı süreçte tutuklu tüccar serbes bırakılır. (Çin elçiliği bir şekilde bu işin içindedir.) Bir gece ara sıra yemek yedikleri Akabeko Restaurant bir top atışıyla yıkılır. Kenshin Himura harabelerde iz sürereken üzerinde "Hüküm İnsanındır" anlamına gelen “Junchu” yazılı bir not bulur. Meiji öncesi hem İshin Shishi hem de Bakumatsu aynı mantıkla infazlar gerçekleştirmiş, hatta kendisi de geçmişte bunlardan birine hizmet etmiştir. Karmaşa bununla bitmez. Bireysel saldırılar güçlü katillerin işidir. Kenshin durumu anlamlandırmaya çalışırken sonunda aradığı kişi karşısına çıkar. Amacı sadece onu yok etmek değil derin bir acıya boğulmasını da sağlamaktır. Artık kendisini için yazıldığın fark ettiği ve anlamını çok iyi bildiği not O'nu ruhsal anlamda alt üst eder. Bu noktada birçok acı ve tatlı anıyı geride bıraktığı yol arkadaşlarına herşeyin meydana geliş sebebini anlatır.  O güne değin bahsetmediği geçmişte, kendi elleriyle hayatına son verdiği karısı Yukishiro Tomoe'den ve O'nun erkek kardeşi Yukishiro Enishi'den bahseder. Hatıralarına eşlik eden görüntüler anime Oav'dan kareler taşır:) 

Part 2: İkinci bölüm 16'sındaki Himura Kenshin’in geçmişinden daha fazla ize rastlarız. Yeni bir çağ uğruna kılıcını kullanmaya başlamasının ardından karanlık ünü giderek yayılmaktadır. Kan yağmuru yağdırdığı gecelerden birinde genç bir samuray da hedefi olur. Adam hayatta kalmak için öyle çok direnir ki sonunda hızına rağmen rakibinin yüzünü kesmeyi başarır. Ancak mutlak ölümden kurtulamaz. Himura sıkça yarasını yıkamasına karşın günlerce kanamaya devam eder.  Aldığı emirler doğrultusnda suikastlerini sürdürmekte yarattığı vahşet dilden dile yayılmaktadır. O'nu Tomoe Yukishiro ile biraraya getiren kanlı gece ve tanışma süreci, görünüşe göre bir tesadüf şeklinde gerçekleşir ve işinin ortasında yaptığını gören genç kadın bilincini kaybederken delikanlı geride tanık bırakmalı yoksa ortadan kaldırmalı mı düşüncesinin sürüncemesinde kalır. Şartlar gereği önce aynı mekanda birlikte kalırlar. Klan liderinin emri doğrultusunda kız hakkında yapılan araştırmadan da pek birşey çıkmaz.

Klanlar arası mücadeler devam eder. Tomoe konaklama mekanında kalmayı seçmiş gibidir Karşılığında mekanda çalışmaya başlar. Har anlamda bir gizem yumağıdır. Zaman zaman içme isteği duyar Böyle akşamlardan birinde tehlikeli gördüğü için Himura'dan kendisine eşlik etmesini ister. Gece ani baskınla sona erer. Kaçmaktan başka seçenekleri yoktur. Yollarına çıkan her engeli Himura kılıcıyla kaldırımakta genç kadın da soğuk kanlılıkla onu izlemektedir. Bir süre saklanma emri alır ve kimliklerini gizleyerek göden uzak bir köyde yaşamaya başlarlar. Kılıcıyla yaptıkları düşünülünce Himura bu yeni yaşam şekline kolayca uyum sağlamış gibidir. Tomoe'de aynı dinginlikte farklı bir insan yansıması görmektedir. Birlikte geçirdikleriz zaman onları adım adım birbirlerine yakınlaştırır. Ancak mutlulukları uzun sürmez. Tomoe'siz yatağında uyanan Kenshin genç kadının tuttuğu günlükte hiç bilmediği gerçekleri farkına varır. Tomoe ölen nişanlısı Kyosato'nun intikamını almak istediğini yazmıştır. Kenshin'in kılıcıyla can veren ve ölmeden önce yüzüne ilk kesiği atan genç samurayı hatırlar. Taşlar artık yerine oturmaktadır. 

Kişisel Not: Aslında önce part 2'de yer alan hikaye sonra part 1'deki yayınlanmalıydı bence. Neden böyle ters iş yapılmış anlayamadım.