Külliyat Animeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Külliyat Animeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2024 Salı

Super Dimension Fortress Macross (1982) / Robotech (Macross Saga)

Orijinal Adı: Super Dimension Fortress Macross / SDF Macross (Japonya)
/  Robotech (Macross Saga) (U.S. TV Version)
Japonca Adı:  Cho Jiku Yosai Macross
Türkçe: Robotech / Yayın Kanalı TRT 1986-1989 / Cine 5
Yapım Yılı:1982 / Usa:1985
Tv Serisi: 36 Bölüm (Japonya) / 82 Bölüm Usa Versiyon
Tür:  Bilimkurgu, Mecha, Space Opera, Askeri, Aksiyon, Macera, Romantizm, Müzik
 Müzik: Kentaro Haneda
Karakter Dizayn: Haruhiko Mikimoto
 Orijinal Hikaye:  Shoji Kawamori 
 

Macross Do You Remember Love için yazdığım yazı sonrası Super Dimension Fortress Macross (Japon Version) / Robotech: Macross Saga (USA Version) serisi için ayrı bir başlık açma zamanı geldi de geçiyor dedim. Bu arada yıllar içinde genişleyen evreni anlatan yapımları izlemek isteyip de işin içinden çıkamayanlar için kolaylık olur niyetiyle işe başladım. 


Super Dimension Fortress Macross (1982)


1999 yılında Güney Atalia Adas'ına (Usa Versiyonunda adanın adı Macross'tur.) düşen dev bir uzay gemisi insanoğluna evrende kendileri dışında başka uygarlıkların da bulunduğu gerçeğini gösterir. O süreçte savaş halinde olan dünya ülkeleri aralarında uzlaşıp bambaşka bir amaç etrafında birleşir. Çarpmanın ardından geçen on yılda mercek altına alınan yapı çevresinde dev bir şehrin yükselirken enkazdan elde edilen veriler sayesinde teknolojisinin çözülmüş geçen zaman içinde onarılan uzay gemisi kalkışa hazır halde SDF-1 Macross adı dünyanın yeni savunma sistemi olarak olarak yenilenmiştir. Büyük gün için ihtişamlı bir tören düzenlenir. SDF-1 Macross mürettebatı uçuş hazırlıklarını sürdürken kaptanın gelişini beklemektedir. 

SDF-1 Macross

Tören uçuş ekibine abisi Roy Focker (ABD: Roy Fokker)'in davetlisi olarak katılan Hikaru Ichijyo (USA adı: Rick Hunter) köprüden iniş onayını alır. Gösteri uçuşunu pervasız ama göz dolduran hareketlerle tamamladığında önce iyi bir fırça yer ama sonrasında hava sahasındaki Valkure uçaklarından birine binmesine izin verilmiştir. Alana varmış görünen kaptan uzay sahasından elde edilen bir dizi anormal sinyal kendisine bildirince bunun on yıl önce yaşananla aynı olduğunu belirtir ve her ihtimale karşı izleme emri verir. Gerçekten de o gün insanoğlu uzayın uzak bir noktasından gelen bir başka uygarlık, Zentraedi ırkının ani saldırısı ile karşı karşıya kalır. Yabancısı olduğu tuhaf teknolojiyle donatılmış uçakla kendini savaş alanında bulan Hikaru, Roy'un akılcı yönlendirmesiyle şimdilik paçayı yırtmış olsa da kontrolünü kaybedip beraberinde birkaç binayı da yıkarak yere çakılmaktan kurtulamaz. Üstelik uçak tuhaf bir şekil değiştirme sonrası iki ayaklı dev bir robot halini almıştır.

Kendi teknolojilerini ilkel gezegende çalışır halde bulmayı beklemeyen Zentraldi işgal donanması komutanı bir sonraki adım olarak izci uçaklarını yollar. Zentraediler karşısında dünyanın elindeki tek savunma aracını, SDF-1 Macross ve Robotech teknolojisini kullanılacaktır. Macross gemisi dış saldırıya karşılık verme üzerine programlanmıştır. Zentraldilerin uzayda konuşlanmış donanma gemileri doğal hedefidir. Köprüde silahların kontrolü manuel kullanımda devre dışı kalır. Saldırının etkisi uzaylıları şaşkına çevirir. Anlaşılan Micronian olarak adlandırdıkları ilkel dünyalılar kendilerinden beklenmeyen bir direniş sergilemektedir. 

Sonraki bir iki bölümde ise Macross SDF 1 bünyesindeki "Katlama" olarak adlandırılan warp /ışınlanmayı devreye sokmak zorunda kalır. Ancak yarattığı etki öylesine büyüktür ki ada sismik dalgalarla sarsılır. Okyanus çalkalanır. Atlayış gerçekleşmiştir. Ama beraberinde dünyadan bir parçayı da uzaya taşımıştır. Büyük bölümü yıkılmış ve donmuş haldeki yarısı kopuk adaya çarparak iniş yapar. Mürettebat ve kaptan derin bir şok ve dehşetle fark eder ki bulundukları yer sandıklarının aksine Ay değil Plüto'nun yörüngesidir. Güvenlik için sığınakta toplanan insanlar ani yer çekimi kaybıyla karşı karşıya kalır. Bundan sonra Macross SDF 1 bilinmeyen düşmanla sık sık mücadele halinde olacak ve bir yandan da Dünya'ya dönebilmenin yollarını arayacaktır.

 

- Super Dimension Fortress Macross / Robotech Tüm Bölüm Özetleri İçin Linkler:

- Super Dimension Fortress Macross / Robotech Part 1 (Bölüm 01-09)  Tıklayınız  

- Super Dimension Fortress Macross / Robotech Part 1 (Bölüm 10-18)  Tıklayınız  

- Super Dimension Fortress Macross / Robotech Part 1 (Bölüm 19-27)  Tıklayınız  

- Super Dimension Fortress Macross / Robotech Part 1 (Bölüm 28-36)  Tıklayınız

 

  Editör Notu: Bölümler her iki versiyon da izlenerek yazılmaktadır.



 Super Dimension Fortress Macross Nedir? Robotech: Macross Saga Nedir?

1982'de yayınlanan Super Dimension Fortress Macross Japonya pazarı için üretilmiştir. 36 bölümdür. Robotech The Masters Saga - Choujikuu Kidan Southern Cross ve 25 bölümlük Robotech The New Generation - Kikou Souseiki Mospeada (Genesis Climber Mospead) isimli bu iki anime tv serisi Japonya'da Super Dimension Fortress Macross'un devam serisi olarak lanse edilip yayınlanmamıştır. İki farklı seridirler. Macross daha sonra ülkede Macross 7, Macross Frontier, Macross Delta gibi farklı anime dizi ve filmler üretilmeye devam etmiştir.

1985 tarihli Robotech: Macross Saga Amerika'da üretilen Japon-Amerika ortak yapımı seridir. Toplam 84 bölümdür. Dünya takviminde yılın 2120'yi gösterdiği, insanlığın büyük savaş sonrası neredeyse yok olan dünyadan ayrılıp başka gezegenlerde kolonileştiği bir devri anlatan 23 bölümlük Robotech The Masters Saga - Choujikuu Kidan Southern Cross'un ana karakteri Jeanne ek Pilot bir bölümle ana seriden iki karakterin kızı olarak uydurulup konuya bağlanmıştır. (Oysa Abd versiyonunda o iki karakterin kızının adı Dana'dır.) Sonraki seri 25 bölümlük Robotech The New Generation - Kikou Souseiki Mospeada (Genesis Climber Mospead)'dır. Yine onun da devamında Genesis Climber Mospeada bağlantılı Abd ortak yapım, 2013 tarihli Robotech  Love Live Alive (OVA) filmi gelmiş 2006 ise Robotech The Shadow Chronicles (OVA) filmi yayınlanmıştır. Kısacası Robotech Abd'de kendi konu örgüsü ile devam etmiştir.

 

SDF Macross sonrası yapılan anime dizi ve filmlerinde Ana Karakterlerin Durumu:

 

- Macross Zero'da Roy Focker geliştirilen ilk mecha uçaklarda pilottur.

- Macross 7'de Maximilian Jenius Amiral, karısı Milia Fallyna Jenius belediye başkanıdır. 

- SDF Macross'da Maximilian Jenius ve karısı Milia Fallyna Jenius'un Macross evrenine dağılmış 7 kızları var. Bunlar kimisi sadece Macross oyun versiyonlarında yer alıyor. (Komilia Maria Fallyna Jenius (İlk Kızları), Miracle Jenius, Muse Jenius, Therese Jenius, Emilia Jenius, Miranda Jenius, Mylene Flare Jenius, Moaramia Fallyna Jenius (Evlat edinilen kız), Mirage Farina Jenius (Kız Torun)) Animelerde görünenlerse şöyle:

---  İlk Kızı: Komilia Maria Fallyna Jenius: SDF Macross serisinde bebek olarak görünür.

--- Yedinci kızı Mylene Flare Jenius: Macross 7'de Pop vocal grubu Fire Bomber'de solist Basara'nın partnerdir.


Robotech: Macross Saga sonrası yapılan Robotech dizi ve filmlerde Ana Karakterlerin Durumu:

- Robotech (2013) (Genesis Climber Mospeada) Love Live Alive'da Rick Hunter amiraldir.

- Robotech: The Shadow Chronicles (2006) Film'de Rick Hunter amiraldir.

--- ABD Versiyonu Robotech'de Max Starling ve karısı Miriya Sterling'in kızlarının adları Dana Sterling ve Maia Sterling'dir.

 

Sonraki Macross anime dizi ve filmlerinde Super Dimension Fortress Macross / Robotech'e Yapılan Atıflar:

 
- Macross II: Lovers Again (OVA ve movie): Macross yan hikayesinde Minmay ve şarkılarına atıf vardır.
 
- Robotech (2013) (Genesis Climber Mospeada) Love Live Alive'da röportaj sonrası Lancer konserine Lynn Minmei'in "We Will Win şarkısıyla başlar.
 
- Robotech (2006) The Shadow Chronicles OVA'da Rick Hunter ileri yaşlarda ve SDF-3'ün amiraldir.
 
- Macross 7: Minmay burada düşmanlarını şarkılarıyla yenmeyi amaçlayan Basara Nekki karakterine ilham kaynağıdır., Ayrıca seride yer alan bir şarkı yarışmasının adı "Ses Minmay 2046" dır. Yarışmanın kazananı  Enika Chelini Minmay fanıdır. 

- Macross Plus da ise Myung Fan Lone karaoke barda  "My Boyfriend's a Pilot" şarkısını duyar.

- Macross Frontier serisinde Miss Macross Frontier Yarışması'nda Minmay'in şarkısı "My Boyfriend's a Pilot",  Ranka Lee tarafından "herkesin bildiği efsanevi şarkı" olarak nitelendirilip seslendirilmiştir.

- Macross Frontier Movie 1 Itsuwari no Utahime filminde Macross evreninde şarkılarıyla şekillendirenler konser öncesi isim isim sayılır. 

- Macross Frontier'de Ranka Lee yeni" Minmay" gibidir. Her ikisi de hayalleri olan genç kızlardır. Çince isimleri vardır. Ayrıca Nyan Nyan restoranında çalışmışlardır. 

 
- Macross Frontier'in son bölümünde, Zentradi ırkından Richard Bilrer, Minmay'in fotoğrafının yer aldığı bir kolye takmaktadır. 
 
-  Gekijouban Macross Delta - Movie : Gekijou no Walküre'de Macross serilerinde yer alan şarkıcılara atıf vardır. (Macross Delta Tv Serisi ve Sinema filmi Macross evreninin 4. yapımıdır. Konu Macross Frontier'den 8 yıl sonrasında geçer. Idol grubu Walküre'den Freyja Wion ve Hayate Immelman ile şekillenir. )
 
 

Macross Ve Robotech arasındaki ufak konu farklılıkları (Spoiler İçerir!):

- 1985 Amerikan animasyon dizisi Robotech'te Ichijyo Hikaru" Rick Hunter" olarak Misa Hayase Lisa Hayes, Rin Minmei ise Lynn Minmay, Maximilian Jenius ise Max Sterlin, Kaptan Bruno J. Globel ise Henry Glovel şeklinde yeniden adlandırıldı. (Liste uzun aslında.)
 
- Orijinal Japon serisi bir Japon Ichijyo'ya yer verirken, bunun yerine Rick Hunter  Kaliforniya'da büyüyen bir Amerikalıydı.
 
- Orijinal seride Roy Fokker, Ichijyo'nun çocukluk arkadaşı iken Robotech'te gerçek babasının ölümünden sonra Hunter'ın babası tarafından evlat edinildi.

-  Flashback 2012 filminde; yıl 2012. Ichijo ve karısı Misa SDF-2 Megaroad-01'deki yıldızlararası bir keşif gezisinde birlikte ayrılırlar. Robotech II: The Sentinels'de Rick Hunter ve eşi Lisa Hayes, benzer bir yolculuk yapar. Robotech Masters'daki SDG-3'ü aramak için Dünya'dan ayrıldılar.
 
Super Dimension Fortress Macross içinde Çalan Şarkılar: 

Açılış Şarkısı:
"マクロス (Macross)" (Şarkıyı Söyleyen: Makoto Fujiwara

Kapanış Şarkısı:

#1: "ランナー (Runner)" by Makoto Fujiwara (eps 1-35)
#2: "ランナー (Runner)" by Mari Iijima (Minmay) (ep 36)

Dizi İçinde Çalan Şarkılar (İnsert Songs):

"0-G LOVE" (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"Ai wa Nagareru" (愛は流れる)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"Cinderella" (シンデレラ)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima) (ep 04)
"Milia no Lullaby" (ミリアのララバイ) (Şarkıyı Söyleyen: Eri Takeda)
"My Beautiful Place" (マイ・ビューティフル・プレイス)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"Silver Moon Red Moon" (シルバームーン・レッドムーン)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"SUNSET BEACH"  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"Watashi no Kare wa Pilot" (私の彼はパイロット)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"Xiao Bai Long" (小白竜)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)
"Yasashisa SAYONARA" (やさしさSAYONARA)  (Şarkıyı Söyleyen: Mari Iijima)



 
Diğer Macross Konu Başlıkları İçin Tıklayınız

 

1. Macross: Do You Remember Love (1984)(Movie)

2. The Super Dimension Cavalry Southern Cross (1984)

3. Genesis Climber Mospeada (1983) 

4. SDF Macross Flashback (1987 ) (OVA)

5. Super Dimension Fortress Macross 2: Lovers Again (1993)

6. Macross Plus (1994 ) (OVA/Movie)

7. Macross: ZERO (OVA) (2002)

 
 
 
Japonya'da Üretilen SDF Macross Serileri Nelerdir? (Liste Alıntıdır.)
 

Name

Original Release Date

Format

Super Dimension Fortress Macross*

1982-1983

TV Series

Macross: Do You Remember Love?*

1984

Movie

The Super Dimension Fortress Macross: Flash Back 2012

1987

Music video compilation

The Super Dimension Fortress Macross II: Lovers, Again

1992

OVA series

Macross Plus

1994-1995

OVA series

Macross Plus Movie Edition

1995

Movie-length OVA compilation

Macross 7

1994-1995

TV series

Macross 7 the Movie: The Galaxy’s Calling Me!

1995

Movie

Macross Dynamite 7

1997-1998

OVA series

Macross Zero

2002-2004

OVA series

Macross Frontier

2008

TV series

Macross Frontier: The False Songstress

2009

Movie

Macross Frontier: The Wings of Farewell

2011

Movie

Macross FB7: Ore no Uta o Kike!

2012

Movie

Macross Delta

2016

TV series

Macross Delta the Movie: Passionate Valkyrie

2018

Movie

Macross Delta the Movie: Absolute Live!!!!!!

2021

Movie

Gekijō Tanpen Macross Frontier Toki no Meikyū

2021

Short

 

Amerika'da Robotech şu şekilde devam etti:

    Robotech (TV serileri):
        Codename: Robotech (Non-canon, clip show)
        Macross Saga
        Robotech Masters
        New Generation


    Robotech: The Movie (non-canon)
    Robotech II: The Sentinels
    Robotech III: The Odyssey (concept only)
    Robotech: The Shadow Chronicles (Movie)
    Robotech: Love Live Alive (Genesis Climber Mospeada OVA)
    Robotech: Shadow Rising (Forthcoming)
    Robotech: Academy (Forthcoming)

Genel olarak Robotech'te Prorokültür Dünyadaki Robotech teknolojisinin de bağlı olduğu enerji kaynağıdır.  


Zentraidi'lerden sonra bahsi geçen 2 düşman Invid'lerdir. Yaşam çiçeğini arayan ve Protokültürü isteyen Invitler sonraki iki sezonda Robotech Masters ve New Generation'da ortaya çıkar. 

 

Robotech: The Shadow Chronicles (Movie)'de: İnvitler Dünya'yı işgal etmişler insanlar ise uzayda mülteci durumuna düşmüştür. Uzayın bir başka noktasında SDF 3 amirali Hunter beraberinde taşıdığı Protokültür kalıbı tükenen enerji için son umuut haline gelmiştir. Keşif yolculuklarının birinde Amiral Hunter Haydonit adı verilen droid bir ırkla iletişim kurmuş hatta son dönemde kulanılan birçok teknolojiye bu ırkın sağladığı kaynakla ulaşılmıştır. İnsanlık Dünya'yı geri almak için dönüşü olmayan büyük bir saldırı düzenleme hazırlığındadır. Hatta planda son çare olarak tahrip gücü yüzeydeki insan ırkını da yok edecek Neultron S füzelerinin kullanılması vardır. Savaş devam ederken İnvit Prensesi Ariel ırkını ikna etmek ister. İnvitler bir zamanlar kendi gezegenlerini de hedef alan ve protokültürün peşindeki Gölge İnsanların insanların sırtını dayadığı Haydonit'ler olduğunu fark eder ve savaşı tek taraflı aniden kesip dünyayı terk eder. Filonun kullandığı Haydonit teknolojisi destekli Gölge aygıtlarındaki sorunu ve asıl tehlikeyi farketmesi Ariel'in durumu anlatmasıyla anlaşılır. Liberty Üssü savaşın son noktası olur.



22 Kasım 2019 Cuma

Fate Serisi (2006-?)


Sağlam konulu animelere hasret biri olarak uzun bir geçmişi olan bu seriyi şimdiye dek izlememiş olmama kendim de şaşırdım. Açıkçası ara ara indirdiğim yapımlara bakıyorum ve çoğunu da yarım bırakıyordum. Şimdi fate için aramalara girişmiş ve eksik serilerin peşine düşmüş haldeyim. Hikaye dallanıp budaklanmış ve öncesi, sonrası yan serilerle başını alıp gitmiş durumda. Netteki izleme listelerine karşın ben yapım yılına göre izlemeye karar verdim. Bakalım Fate ne kadar kalıcı olabilecek.  Şu kadarın söyleyebilirim ki hikaye 4 ana seri ile yerli yerine oturuyor diyebiliriz. Ancak birbirini takip ederek izlemeye başlayınca diyebilirim ki biraz boğuldum ve hikayelerin bazısı keyif almaktan uzaktı. Ki bu başlayıp derli toplu bir şekilde bitireyim diyerek yola çıktığım 3. deneme oldu.
 
Fate Neyi Anlatır?
Hikaye, geçmişi Hristiyanlığın doğduğu dönemlere uzanan ve elde edenin dilekleri yerine getirebilecek güce sahip Kutsal Kase'yi bulma mücadelesini merkeze alır. Buna göre önce genellikle ünlü büyücü ailelerinden gelen 7 büyücü seçilir. Bunlar kendilerine tarihten gelen kahramanlarının ruhunu taşıyan bir hizmetkar çağırır. Sonrasında bu 7 hizmetkar arasında Kutsal Kase Savaşı olarak adlandırılan ölümüne bir savaş meydana gelir ki hayatta kalmayı başaran kutsal kaseyi kazanmış olur.
 
1. Fate/Stay Night  (2006): İlk seridir. Dolayısıyla çok da eleştirilir eksikleri açısından.

2. Fate/Stay Night: Unlimited Blade Works : Herkes asıl seri bu yukarıdaki değil dese de bunu da sevdim diyemem. Bunda hissetiğim bezginliğin ve ve farklı son olayının da etkisi olabilir.
 
3. Fate/Stay Night Heaven’s Feel Film Üçlemesi: Yetişkin öğeler içeren yapım yukarıdaki ilk iki serinin film  versiyonu olarak kabul edebiliriz sanırım. Benim en tuttuğum yapım bu oldu.

Geçmişte ya da farklı evrenlerde geçen diğer yapımlar:

4. Fate/Zero. (Prequel'dir. Olayların 10 sene öncesini, 4.Kutsal Kase Savaşını anlatır.)
 
5. Fate/Apocrypha (2017): 
 
6. Fate/Grand Order: 
 
İkiye ayrılıyor. 
 
a. Fate/Grand Order: First Order (2016): Bana göre dikkate değer. Ancak tamamen farklı bir yapısı var. Yukarıdakilerle bağlantısı yok. Yarım kalmış. Devamı olacak mı bilmiyorum.  
 
b. Fate/Grand Order: Zettai Majuu Sensen Babylonia (2019): Hikaye geleceği düzeltme adına geçmişe gidilmesi üzerine kurulu. Babil ıralı Gılgamesh, İsthar gibi tarihsel kişiklerin renklendirdiği iyi sayılabilecek bir konusu var aslında. İzlenebilir. Ancak bana biraz biraz kopuk hissettirdi.
 
7. Fate/Grand Order The Movie: Divine Realm of the Round Table: Camelot Wandering; Agateram:  Ülkemiz sinemalarında da gösterime giren filmin isminin uzunluğuna bakınca kaçasınız geldi mi bilmiyorum:) Hikaye MS 1273'te çöle dönen kutsal toprakların merkezi Kudüs'te aüç büyük güç birbiriyle savaşmaktadır. Gezgin şövalye Bedivere ve beraberindekiler Chamelot şehrine uzanan maceraya atılır. Yuvarlak masa şövalyeleri ve Kral Arthur farklı bir biçimde karşımıza çıkar.

Bilgi Kaynakları:

Fate Stay Night (2006):
 
 
24 bölümlük diziye bir girizgah yapalım. öğrencisi Shirou Emiya, küçükken ailesini kaybetmiş ve koca bir şehri yutan büyük bir yangının ardından hayatta kalan tek kişi olarak gözlerini açtığında Kiritsugu Emiya tarafından evlat edinilmiştir. Dünyada uzun zamandır belli aralıklarla tekrar eden yedi büyücü ve onların yedi hizmetkarı arasında gerçekleşen Kutsal Kase (Holy Grail) Savaşı'ndan habersiz sıradan bir hayat sürmektedir. Günün birinde hizmetkar Saber çağrısı ile dünyaya geldiğinde efsaneye gerçeğe dönüşür. Savaşta yer alacak yedi büyücü ustasından biri olduğunu öğrenir. Hayatta kalıp kazanırsa, efsaneye göre dileği gerçekleştiren Kutsal Kase'ye sahip olacaktır.


Notlar:
* Hikaye büyücü Merlin ve Kral Artur efsanesinden izler taşır
* Aynı kaynaktan geliyor olsa da Shingetsutan Tsukihime ile karıştırmayın. Benim yaptığım gibi. 
 
 

26 Ocak 2015 Pazartesi

Bir Efsane: Rurouni Kenshin (Samurai X) (1996)

Hatırlatma: Ayrıntı içerir. İzlemeyi düşünenlerin okuması önerilmez.

Nobuhiro Watsuki'nin gerçek hayattan tarihsel bir kişilik ve Bakamatsu dönemi suikastçisi olan Kawakami Gensai'den esinlenerek çizdiği manga Rurouni Kenshin'in televizyon serisine uyarlandığı 1996'dan bu yana neredeyse yirmi yıl geçmiş. Aradan geçen zamana karşın mangası halen ilgi ile okunuyor, anime serisi ile oav'ları kült yapımlar arasında kabul görüdü. Live action sinemaları merakla takip edildi ve oldukça da sevildi. Şimdilerde Manga merkezli yeni bir Tv uyarlamasıyla yoluna devam ediyor.

Benim Rurouni Kenshin'e dair anime türünde favorilerim, arka planında Taku Iwasaki'nin mükemmel müzikleri eşliğinde görsel bir ziyafet sunan ve gezgin samurayın gençlik yıllarına odaklanan Oav 1: Samurai X: Trust & Betrayal /Rurouni Kenshin: Tsuioku Hen /1999) ile Kaoru ve beraberindekilerle yaşadığı maceralara ve sonrasında geçen onbeş yıla hatıralar şeklinde göz attığımız Oav 2: Samurai X: Reflection / Rurouni Kenshin: Seisō hen'dir. Bir çizgi film size "sizi ağlatabilecek kadar yoğun duygular yaşatabilir mi?" diye sorarsanız işte bu iki Oav bana tam da bunu hissetiren yapımlar diyebilirim. Kanımca tekrar ve tekrar izlense de aynı zevki alacağınız nadir animelerden.

     Rurouni Kenshin: Legend of the Kyoto (1996/ TV Serie)

Mangasını okuyan ve gerek anime gerekse live action olsun her tür Kenshin uyarlamasını izleyen bir izleyici olarak 1996 yılında yayınlanmaya başlanan 95 bölümlük Tv serisinin bunlar arasında en vasat yapım olduğu düşüncesindeyim. Özellikle ilk sezonu baskın olmak üzere çizimler özentisiz ve sevimsiz gelmişti. (Yandaki resim Tv serisi için hazırlanmış ama animenin kendisi bu tarz çizgilere sahip değil ne yazık ki.) Tabii shonen bir manga uyarlaması olduğu için kadınsı ve naif çizimler görmeyi beklemekte çok doğru değil. (Manga tarzına bakınca aslında bu eleştirim biraz yersiz kaçıyor galiba) 66. bölüm sonrası çizgiler büyük ölçüde güzelleşse de bu kez de ne yazık ki konu çok kötüydü. Hatta mangada o konu yoktu bile. Keşke bu kaliteyi ilk bölümlerden itibaren uygulasalardı. Hatta bölümler arası kalite iniş çıkışı bazen fazlasıyla belirginleşip insanın göz zevkini sorgulatacak ölçüde değişiyordu. Shisio sonrasi bölümlerle ticari kazanç için adeta sündürülen bir yapıma dönüştürülmesi bu anlamda bir kayıp. Manga dışı "Happy Kaoru! Kenshin's Proposal! Kaoru Ecstatic!" adı ile yayınlanan ve sevdiğim tek bölüm, Kaoru ve Kenshin arasında yaşanan buluntu bir nişan yüzüğü ile ilgili yanlış anlaşılmanın anlatıldığı 66. bölümdür ki her dakikası kesinlikle çok eğlenceliydi.

Burada mangaya dair bir pencere açmadan edemeyeceğim. 20 ve 28'inci ciltler arasının tamamen Jinchuu yani Yukishiro Enishi'nin intikamına odaklandığı hakkında bir fikrim yoktu ve hikayeye dalmış giderken bir noktada Watsuki-san beni öyle bir köşe edip şoka uğrattı ki gözü yaşlı halde bunca zaman sonra -bazen karşılaştığım üzere sonu biribirini tutmayan- bir anime serisi izlemişim sandım. (Neyseki Watsuki-san da kederimi sona erdirdi:) Sonuç olarak Rurouni Kenshin mangası Shonen bir mangadan beklenmeyecek ölçüde duygusaldı bence. Shojo niyetine de zevkle okunabilir.


Seri ile ilgili söylenebilecek bir diğer rahatsız edici nokta background muzikleri hariç açılış ve kapanış temalarının bu popülerlikte bir anime için genel anlamda bir facia olduğu. (Tarihsel bir dönemi anlattığına göre daha makul enstrumanlarla çalınan sakin müzikler secilebilirdi.) Hele o kulak tırmalayan ilk açılış müziği kimin tercihiydi bilemiyorum ama seçilebilecek en berbat şarkıydı herhalde. Bu yüzden serinin yirmi yılın ardından yeniden televizyona uyarlanacağını duyduğumda fazlasıyla sevindim. Umarım bu remade abartı çizgilerle bezeli, CGI içeren, rengarenk bir festival havasında değil de Oav'larının tarzı çizimlerle ve sephia tonda ağır bir renkle yapılır.

Samurai X Ova 1: Tsuioku Hen (1999)
(  Rurouni Kenshin: Trust & Betrayal (OAV) )

Shinta (Sonrasında Kenshin)
Yönetmenliğini  Kazuhiro Furuhashi yaptığı ve Taku Iwasaki tarafından bestelenen mükemmel müzikler eşiğinde izleyiciye epik bir seyir sunan 1999 yapımı 4 bölümlük ilk Oav'da hikâye samuraylığın artık yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve Japonya’nın modernizayona gidişini simgeleyen Meiji Restorasyonu öncesi dönemde geçer. Ailesini çok erken yaşta kolera salgınında kaybeden küçük Shinta köle tacirlerine satılmıştır. Beraberindeki kalabalık bir köylü grubu ile seyahat ederken bir çetenin saldırısına maruz kalırlar ve kendi dışındaki herkes acımasız biçimde katledilir. Minik kolları ile bulduğu kılıcı kendisini ve beraberindeki üç genç kadını savunmak için kaldırdığında sadece elleri değil ruhu da biraz sonra öleceği gerçeği karşısında korkuyla titremektedir. Tam o anda gecenin içinden Seijiro Hiko isimli bir kılıc ustası belirir ve tüm saldırganları sadece birkaç kılıç hamlesi ile kısa süre içinde bertaraf eder. Çocuğa ne olacağını düşünmeksizin yoluna devam etmeyi seçse de merakı onu geri dönmeye iter ve gördüğü manzara karşısında şaşkına döner. Çocuk, katledilmeden önce kendisi için merhamet dilenen üç genç kadın dahil herkesin ağır bedenlerini sürüklemiş ve elleriyle toprağı kazıp gömmüştür. Dövüş ustası O'nun sadece bedeni değil akli iradesine de hayran kalmış olacak ki yanına almaya ve "Hiten Mitsurigi Ryu (Flying Heaven Honorable Sword Style) " adı verilen kılıç tekniğini öğretmeye karar verir. Bundan sonra adın Kenshin olacak diyerek ismini değiştirir. (Ken: Kılıç Shin: Kalp)

Himura Kenshin (Yaş: 15)
 
Henüz 14 yaşında iken ve eğitimi halen devam ederken ustası ile yaşadığı görüş ayrılığı Kenshin'i kendi yoluna gitmeye sevk eder. Aslında bunun için çok genç ve deneyimsizdir ama kısa zamanda kılıç kullanma konusundaki gözalıcı yeteneği ile iç savaş yaşayan Japonya'daki emperyalistlere karşı devrimci saflarında bir suikastçi olur. Kaos halindeki ülkede acı çeken insanlara yardım etmek için savaşmaktadır. Aslında o süreçte seçtiği yol ve uğrunda döktüğü kanın, idealler için gerekli olduğuna inanmakta dolayısıyla aldığı canları ve onların geride bıraktığı gözü yaşlı insanların acılarını düşünmemektedir. Tek bir kılıç hareketi ile o kadar çok sayıda insan öldürüp adeta herkesin korkulu rüyası haline gelecek ölçüde efsaneleşir ki, Hitokiri Battousai (Usta Katil / Usta İnsan Avcısı) olarak anılmaya başlar. En nihayetinde kılıcını satabileceği kayda değer bir toprak lordu bulmak üzere arayışını sürdürür. Choshu klanının lideri Kogoro Katsura daha ilk gördüğü an O'nun hızından ve çevikliğinden fazlasıyla etkilenir ve hizmetine almakta gecikmez. Ancak gün be gün genç suikastçisinin kişiğindeki değişimi, insanlıktan uzaklaşarak ruhsuz bir katile dönüşmesini, endişeyle izler

Himura Kenshin (Yaş: 15)
Yine insan avına çıktığı bir gece Kenshin, verilen emir doğrultusunda Akira Kiyasato isimli genç bir Shinsengumi'nin yaşamını alır. Ancak adam her defasında aldığı ölümcül yaralara rağmen düştüğü yerden kalkmayı başarıp hayatta kalmak için öylesine bir direnç gösterir ki kılıcı ile sol yanağında derin bir kesik bırakır. Günler biribirini kovalarken kesik aralıklarla kanamayı sürdürür. Suikastlarde gözcülük yapan Izuka'ya göre "eğer katana yarası nefretle dağlanarak açılmışsa intikamı alınmadığı sürece akmaya devam edecektir. Nefret ne zaman sona ererse kan da o zaman duracaktır." Kenshin bu söyleme pek de aldırış eder gözükmese de arada sırada öldürdüğü adamı düşünmekten de kendini alamaz. Yağmurun adeta şehri kandan arındırmak istercesine yağdığı bir gece varlığını keşfedip kendisini izleyen bir başka suikastçinin saldırısına uğrar. Savurduğu kılıç usta bir hareketle rakibinin gögsünü yarıp geçer ve ileri doğru oluk halinde kan sıçratır. Kendisi de kana bulanmış halde olduğu yerden doğrulurken erik çiçeği kokusu alır ve sahneyi izleyen üçüncü bür gözünün varlığını fark ederek bir an donup kalır.

Şemsiyesi ve kimonosu az önceki kan şelalesine bulanmış görünen genç bir kız doğruca O'na bakmaktadır. "Sen gerçekten de bu kan yağmurunu yağdıransın." dediğinde sıkı sıkı kavradığı kılıcı parmaklarından kayıp düşer. Aklına gelen ilk şey "görgü şahidini ortadan kaldırmalı mıyım?" sorusudur. Bu arada kız da gördüklerinin etkisiyle olsa gerek birkaç adım atabilmiştir ki kendinden geçerek Kenshin'in kollarına yığılır. Kılıcını yere saplayıp son anda tutabildiği yabancıyı doğruca kaldığı otele götürdüğünde işletmeci kadın geceyi geçirmek üzere bir kız getirdiğini zanneder. Dolayısıyla ekstra oda talebine "onu odana götürsene" yanıtını alan Kenshin fazla sorgulamaz. Zaten yatarak uyumayan biri olarak bu kendisi için sorun değildir. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanınca doğrudan kıza bakınır ancak ortalıkta değildir. Merdivenlere yöneldiğinde yemek tepsilerini taşıdığını görür. Kendini Yukishiro Tomoe olarak tanıtan kız bayılmasına neden oarak önceki gece çok fazla içtiğini belirtir. (ki bu durum Kenshin'i hayli şaşırtır. Gecenin bir yarısı yanlız başına bir kadının içmeye gitmesi dönemin anlayışına tamamen terstir çünkü.) Sorun yarattığı için özür diler. Bunun dışında ne kendinden  ne de o gece şahit olduklarından bahsetmeye  gönüllü değil gibidir. Bir çalışanmışcasına ev sahibesine yardım eder. Aniden çevrelerine giren kız hakkında bir casus olabileceğine ihtimaline karşlık Lord Katsura Kogoro'nun Izuka'ya yaptırdığı araştırma sonuç vermez.

Tomoe (Yaş: 17)
Bir sabah oldukça erken kalkan Tomoe uyur haldeki Kenshin'in yanına gider ve O'nu bir süre izler. Yüzüne doğru yaklaşırken henüz sadece bir çocuk olduğunu mırıldanır. (Kenshin 15 yaşında) Tam bu anda tehdit algısı ile uyanan Kenshin hızlı bir refleksle yakalayıp kılıcını boğazına dayadığı kızı  sertçe yere iter. Uyumak için dayandığı kitaplar etrafa saçılır. Farkeder ki Tomoe üzerine birşey örtmek için yaklaşmıştır. Gösterdiği nezaketsizlikten rahatsız olur ve teşekkür eder. İkilinin birlikteymiş gibi algılandığı ortamda Lord Katsura ise Tomoe'nin Kenshin'in ruhunu sakinleştirebileceği ve kan dökme eğiilimindeki kılıcının kını olabileceği düşüncesindedir. Hatta bunu yapmasını Tomoe'den rica eder. Sakin geçen bir akşam Tomoe içmeyi arzu ettiğini ancak geç saate yanlız başına gitmek istemediğini söyleyerek delikanlıyı şaşırtır. (Kadınların bar gibi ortamlara girip çıkması ve içmesi ayıp sayılmaktadır sanırım o dönemde.) Bir çeşit randevulaşma gibidir. Kenshin isteğini geri cevirmez ve bir barda karşılıklı oturarak sake (Japonya'ya has alkollü içki) yudumlarlar. Kenshin uzun süreden beri ilk kez tadını beğenerek ve zevk alarak içtiğini dile getirir. (Hocasının felsefesine göre eğer sake kişiye tatsız geliyorsa ruhunda yanlış giden birşeyler var demektir çünkü.) Derken dışarda bir karmaşa patlak veirir. İmparatorluk yanlıları kasabayı kuşatmıştır. Kenshin Tomoe'yi de alarak meyhaneden çıkar. Arka sokaklara sapsalar da emperyalistlerle burun buruna gelmekten kaçamazlar. Kenshin bir kez daha kılıcına davranır ve varlıklarını deşifre edebilecek canlı tanık bırakmamak adına önüne çıkan her emperyalisti ortadan kaldırır. Tomoe O'nun sadece birkaç dakika içinde aldığı 4-5 hayatı izlerken oldukça sakindir. Hajime Saito önderliğindeki grup henüz olay yerine varmıştır ki ikinci kez harekete geçecekken bu defa Tomoe elini tutarak kılıcını kullanmamasını ister. Birlikte hızla uzaklaşırlar. Saito göz ucu ile onların gidişini farkeder ve geriden yayılan erik çiçeği parfümünün kokusu alır. Kaçmayı sürdürürlerken bir köşe başında kılıcını hizmetine sunduğu Lord Katsura ile karşılaşırlar. Lord onlar için dağ evini  hazırlattığını, ortalık durulana kadar bir süre gözden uzak karı-koca gibi görünerek yaşamalarını emreder. Gerek Kenshin gerekse Tomoe kendilerinden istenen şeyi bir an tereddüt ederek karşılsa da bu aşamada fazla zamanları yoktur. Yola koyulurlar.

Köydeki yaşantıları dingin ve huzurlu şekilde devam eder. İlaç vs satarak geçimlerini sağlayan genç evli bir çift görünümündedirler. Kenshin bile eski hayatını unutmuş ve bu yeni yaşama adapte olmuş gibidir. Tarla ekmek gibi hayat kurmaya, yerleşmeye dair Tomoe'yi de kapsayan planlar yapar. Onu sesizlikle içinde izleyen Tomoe de halinden memnundur. Lordun hizmetindeki İzuka ara sıra uğramakta ve Kyoto yangını sonrasında yaşanan gelişmeleri rapor etmektedir. Tomoe O'nun kendilerine dair lakayıt cümlelerine yorum yapmaz ama bariz şekilde adamın varlığından hoşlanmaz. Derken günün birinde bir başka  misafir, Tomoe'nin küçük erkek kardeişi Enishi çıkagelir. Kenshine'i açık bir nefret ve öldürme arzusu ile süzer. Kenshin'se bunu farketmez ve rahat konuşabilmeleri için ikisini yalnız bırakır. Enishi, ablasına neden eve dönmeyip o adamla kaldığını sorar. Tomoe yanıt vermez ve geri dönmesini ister. Aldığı cevap Enishi'yi daha da öfkelendirir. Tomoe geride bıraktıklarının aksine Kenshin'nin görünenin aksine bambaşka, ince bir ruha sahip olduğunu keşfetmiştir. Muhtemelen daha önce kimseye göstermediği bu yönü Tomoe'nin düşünceleri ile birlikte kalbini de değiştirmiştir. Zavallı kız başlangıç çizgisinden tamamen sapmış durumdadır. Kaçınılmaz biçimde aşık olmuştur ki bu kesinlikle yapmaması gereken birşeydir. Yola çıkarken yanına aldığı katanayı artık ona duyduğu güvenin etkisi ile taşımamaktadır.  Kendi ile ilgli cümleler kurmak istese de başarılı olamaz. Bir gece kalbinin derinliklerindeki sırrı Kenshin'e anlatır. Nişanlısı bir suikatçinin elinde can vermiş O da yaşadığı acı yüzünden evini terk etmiştir. Hikayesini şaşkınlıkla dinleyen Kenshin soru sormaz (muhtemelen bunu yapanın kendisi olacağı ihtimalini de aklına getirmez.) Tomoe, yasını tutması gereken bir başka insanın ölümüne neden olan kişiyi sevmenin verdiği vicdani yükün altında ezildiğini hissetse de elinden birşey gelmez.  Nihayetinde kız, vicdan azabını, pişmanlığını ve hissetttiği suçluluğu onun varlığında dindirmeyi seçer. Birlikte olurlar... Ertesi gün Kenshin uyanmadan önce Tomoe geri dönmek üzere kulubeyi terk eder.
 
 
Kenshin uyandığında ise O'nu büyük bir süpriz beklemektedir. Esasında  Ishin Shishi'den Yaminobu liderinin intikam oyununun bir parçası olan İzuka, Tomoe'nin birkaç ay önce sokakta yüzünü yaralaladıktan sonra kılıcıyla hayatına son verdiği Kiyosato Akira isimli Shinsegumi'nin nişanlısı olduğunu ve intikam için Ishin Shishi'den Yaminobu adına casusuluk yapmak üzere yanında kaldığını anlatır. Delil olarak da genç kadının yazdığı günlüğü gösteririr. Kenshin felce uğramış halde yağan karın üzerinde Tomoe'nin bıraktığı ayak izlerini takip eder. Kendisi için hazırlanan ölüm tuzaklarını ve katilleri birer birer aşarken ciddi yaralara alır. Diğer tarafta geri dönen Tomoe ise Yaminobu liderinin, kalbini nişanlısını öldüren bir adama verdiği için küçümseyen sözlerine karşılık yanında taşıdığı bıçakla saldırarak onu durdurmaya çalışır ama başarılı olmaz. Adamın kıza dair en ufak bir merhameti  de yoktur. Sadece amacı için kullanmıştır. Enishi dışarda yağan karın altında bir köşede beklemektedir. Kenshin, kulubeye ulaştığında büyük ölçüde kan kaybetmiş ve güçten düşmüş haldedir. Kendini öldürmeyi de başaramayan Tomoe kederi içinde boğulmuşken nişanlısının kendisine bakan hayalini görür. Dövüşün tüm şiddetiyle devam ettiği o anlarda kararını verir ve ikisinin arasına girererek adamın öldürücü darbesini engeller. Ne yazık ki Kenshin ölümcül darbesini indirdiğinde ve gözlerini araladığında görür ki kılıcı rakibinin sonunu hazırlarken araya giren Tomoe'nin bedenini de kesmiştir Kucağına düşen kadın ölmeden hemen önce bıçağıyla Kenshin'in yüzüne  X şeklini verecek ikinci yarayı çizer.

Eşi adlettiği kadını kendi elleriyle öldürmüş olmanın verdiği derin acı ve azap Kenshin için bundan sonra ömrü boyunca taşıyacağı bir yük olacaktır. Ziyaretine gelen ve taziyesini sunan Katsura ortaya çıkan yeni bir suikasçinin (Seriden aşına olduğumuz Makato Shisio) aralarındaki casus olduğunu anladığı İzuka'yı ortadan kaldırdığını ve mevcut durumda ise O'nun yine kılıcına ihtiyaç duyacağını belirtir. Ancak artık amacını ve yaptıklarını sorgulayan Kenshin kararını çoktan vermiştir. Bundan böyle insanların hayatını almayacaktır. Kaldıkları evi genç kadının cansız bedeniyle birlikte ateşe vererek terk ederken gençliğine de veda eder gibidir. Beraberinde yüzündeki yara ile sonsuza kadar kalbine yerleşen Tomoe'nin hayali vardır. Kılıcını zayıfları korumak üzere kullanmayı sürdürür. Bu doğrultuda mücadelesi Shinsengumi kaptanı Okita Sōji ve gelecekte de karşılacağı, Saitō Hajime ile olur. En nihayetinde Bakumatsu devrimin sona erdiği ve barış çağının geldiği günler Hitokiri Battōsai iz bırakmadan ortadan kaybolur.

Samurai X Ova 2: Seisō hen
    (Rurouni Kenshin: Reflection (OAV)

Kaoru Himura (Yaş:34)
Aynı estetik ve romantizmle Kenshin'in hikayesini bu kez ona aşık bir kadının penceresinden  izlediğimiz 2. Oav, 2001 yapımı ve müzikler yine Taku Iwasaki'ye ait. İkilinin tanışması ile gelişen süreç Kaoru açısından "kılıcının ağırlığını taşıma", kadınsı bir naiflik, kendini adama ve sadakatle örülmüş. Konu bir noktaya kadar bildik hikayeyi anı geçişleri ile tekrar eder ve karakterler Kyoto'da Shisio Makato ile sona eren mücadelesi sonrası Tokyo'ya dönerler. Kaoru artık Kenshin ve kendisi için sakin günlerin geldiğini düşünse de dojoya bırakılan Jinchuu (intikam) notu sonrası Kenshin'in yüzündeki çarpı şeklindeki yaranın öyküsünü öğrenir. Gözyaşları içerisinde anlar ki sevdiği insan görünüşe göre hala kalbini tam olarak kendisine açmamıştır.
 

Oav'ın tekrarları dışına çıkan orijinal sayılcak ilk öyküsü Tomoe'nin Kenshin'in kılıcıyla hayatını kaybetmesi sonrası yaşananlara şahit olan erkek kardeşi Yukishiro Enishi'nin, ablasının önce mutluluğunu sonrasında ise kılıcı ile hayatına son veren Kenshin'den intikam almasıdır. Bu doğrultuda Kaoru'yu kaçıran ve bir adada rehin tutan Enishi, Kaoru'ya şu soruyu sorar. "Sen O'nun için ne kadar değerlisin?" İşte Kaoru için Kenshin'in kalbindeki yer ve ne ifade ettiği büyük bir soru işaretidir. Biliyordur ki Tomoe, hayatını vererek ve yüzündeki çarpı şeklindeki yara ile Kenshin'in kalbinde kazınmışken kendi varlığı belkide asla O'nun edindiği biçimde yer bulamayacaktır. Hatta kendisini sevdiği için kurtarmak üzere gelmesi durumunda Enishi acı çekmesi için gözleri önünde hayatına son vereceğini söylese de Kaoru sahilde beklemeyi sürdürür. Enishi kadının hayatından çok Kenshin'in kendisi için gelip gelmeyeceği yönündeki endişeli bekleyişini anlamakta zorlanır. Ona göre ablasının hayatını alan birisi asla sevilmeye layık değildir. Ancak Kaoru bir zamanlar nişanlısının ölümü için ablasının da Kenshin'i affettiğini hatırlatır. Nihayetinde bekleyişleri sona erer. Kenshin adaya ulaşır ve Kaoru Enishi ile sahile iner. İkili arasındaki ölümüne mücadele Kenshin'in kazananı da belirleyen son  darbesi ile biter. Buna rağmen Kenshin önünde eğilerek, eğer acı ve öfkesini dindirecekse hayatını almasını ister. Enishi intikamının ateşinde kaybolup kılıcını kaldırdığı anda Kaoru Kenshin'în üzerine kapanır. Ablassının hayalini Kaoru'nun bedeninde gören ve ölmesini istemediğini düşünen Enishi böylece intikamından vazgeçer. (Kaoru ölen ablası gibi 17 yaşında.)
 

İkili bir kez daha Tokyo'ya geri döner. Dojoda sakin bir yaz gecesi ikisi de uyuyamaz ve gece yarısı dışarda oturular. Kaoru hayatını ona adayacağını söyler. Ama Kenshin her ne kadar O'nun gülümseyişi için herşeyi yapmayı arzu etse de geçmişinde kıydığı canların ve geride bıraktığı yas tutan gözü yaşlı insanların affını kazanamamanın verdiği acıyı omuzlarında taşımaktadır ve mutlu olmayı hak etmediğini düşünmektedir. Kaoru ne yapacağını bilemez. Eğer mutluluk bu anlamda her ikisi için bir günahsa onunla bu günahı paylaşacaktır. O'nun ailesi olmasını ister.
 

Hikaye bu noktada  (Director cut versiyonu dahilinde) Kenshin ve Kaoru'nun düğün töreni, oğulları Kenji'nin doğumu ve sonrasında geçirdikleri hayattan kesitler sunarak 15 yıl sonrasına bağlanır. Sakabotosunu genpuku yani yaşının geliş hediyesi olarak Yahiko'ya verdikten sonra kılıç taşımayı tamamen bırakan Kenshin evliliklerinin büyük bölümünde gitgide kötüleşen sağlığına rağmen kefaretine cevap arayışını sürdürmekte ve insanlara yardım edebilmek, acılarını dindirebilmek adına uzun yolculuklara çıkmaktadır. 15 yaşındaki oğulları Kenji de kendi yolunu çizmiş ve babasının efsanesini geçmek derdinde Hiten Mitsurigi Ryuu'yu öğrenmek üzere Usta Hiko Seijiro'nun yanına gitmiştir. Uzun bekleyişlerinin getirdiği yalnızlıkla anılarında kaybolan Kaoru ise (seyahatlerinden döndüğü günlerden birinde birlikte oldukları zaman) Kenshin'e de sirayet eden hastalığı yakalanmış haldedir. Sağlığının Kaoru açısından iyi gitmediği aşikar olunca Yahiko, Kenji'yi eve getirmek üzere yola çıkar. Durumu giderek ağırlaşınca Tsubame, doktor Megumi'yi çağırmak zorunda kalır. Muayene sonrası Megumi Kenshin'deki aynı semptomları gördüğünde anlar ki Kaoru bu hastalığı bile bile kabul etmiştir.
 
Kenshin (28) & Kaoru (17)

Diğer yandan ülkenin uzak bir köşesinde hastalığının son aşamasındaki Kenshin de sefil bir durumdadır. Eve dönerken patlayan fırtınada denize düşer. Sahile çıktığında ise artık neredeyse adını bile hatırlayamayacak ölçüde hafıza kayıpları yaşamaktadır.  Muhtemelen yüzündeki yara izi ile kıyıya vuran yabancı söylentilerini duyarak gelen Sanosuke, Kenshin'i evine götürür. Bununla birlikte halinden anladığı üzere fazla zamanı kalmamış görünen arkadaşını son günlerini geçirebilmesi için eve göndermeye karar verir. Ama yolculuğu kaldıramayacağına dair şüpheleri vardır. En nihayet biraz topralanınca O'nu Tokyo'ya götürecek bir gemiye bindirir. Mevsim artık kiraz çiçeklerinin seyir dönemidir. Geminin güvertesinde bilincininin gelgitleri arasında havadan süzülüp düşen bir çiçek yaprağı, aklına baharın kendisi gibi süzülen genç ve güzel Kaoru'nün görüntüsünü getirir. Böylece Kenshin limana ulaştığında dudaklarında sadece Kaoru'nun ismi vardır ve aklındaki tek düşünce O'na ulaşabilmektir. Kaoru ise az önce geçirdiği bir kriz sonrası, kocasının gelmiş olabileceği ümidiyle karşılamak üzere yine limana gitmek için yatağını terk eder. Duvarlara tutunarak yürür. İkili, bir zamanlar Kyoto'ya gitmeden önce gecenin karanlığında vedalaştıkları su kıyısında karşılaşırlar. Kenshin sendeler halde ve kalan son gücüyle, kollarını açarak kendisini karşılayan Kaoru'ya sarılır. Kaoru, ayrılırken istediği üzere ailesinin verdiği eski adı ile hitap ederek "Hoşgeldin Shinta" der. Kiraz çiçeklerinin süslediği bir agacın gölgesinde yorgun düşen Kenshin, başı Kaoru'nun kucağında yere uzanmış halde yatar. Kaoru birşeyler anlatırken yüzünde huzurlu bir ifadeyle uykuya dalar gibi son nefesini verdiğinde, genç kadın yüzündeki çarpı şeklindeki yaranın da sonun da tümüyle kaybolduğunun gözyaşlarıyla fark ederek O'na sarlır.

New Kyoto Arc (OVA)

Hikayeye en son eklenen bu oav Kenshin'in Kyoto'ya yolculuğu sırasında Misao ile tanışması konusuna odaklı. Zayıf bir tema barındırıyor. Ancak çizimleri açısından Tv serisine değil Oav'lara daha yakın. Sanırım yapımcılar takipçilere hikayeyi unutturmamak için arada böyle ufak dokundurmalar yapmayı seviyor. İzlenmeli mi? Evet. Özellikle Live Action seven biri değilseniz bu Oav'ı  kaçırmayın. Rurouni Kenshin Live Action Movie 2: Kyoto İnferno filmini içeriyor. Bunca yıl geçti ancak mangadakibazı ayrıntılar nedense ısrarla işlenmemeye devam ediyor.Buna biraz içerlediğimi itiraf etmeliyim. Oavlar, Tv serisi, Live Action derken aynı hikayeyi defaatle sunuyorsunuz da bazı konuları ne anime de ne de live ction filmlerde değinmiyorsunu? Bakalım Yeni gelecek iki live action filmden bu anlamda ümitliyim. Umarım beklentilerimi karşılar. 

Rurouni Kenshin (TV) (2023)


Manga yazarı hakkında duyduklarımdan sonra gözümdeki değeri azalan bir seridir Kenshin. Eğer kişi cinsel tercihlerini keyfi ve nefsi olarak belirliyorsa benim açımdan insanların tercihlerine saygı" muhabbeti bu noktada da geçerli değil. Özellikle de çocuklara karşı besleniyorsa adı sapkınlık ve sapıklıktır. Tüm bunlara karşın sektör yazarın ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor. Baksanıza  yeni birşey sunmasa da filmler dizier live action versiyonları derken bu son örnektedende anlaşılacağı üzere bunca yıla rağmen parayı götürüyor. 
 

 
Bunun son halkası 2023'te yayınlanmaya başlayan Tv serisi. Benim açımdan izlense ne fark eder sorusuna şimdilik izleyerek devam edeceğim bir süreçte. Eğer mangaya bağlı kalınan bir uyarlama yapılırsa kesinlikle farklı şeyler göreceğiz. bakalaım:)
 
 
Rurouni Kenshin Live Action Movies

Günümüzde mangadan ya da animeden yola çıkarak hayat bulan birçok sinema ya da dizi yapılıyor. Bunların genelde pek izlenir olduğunu düşünen biri değilim. Söz gelimi Detective Conan'ın tv dizi uyarlaması. Karakterlerin yapay durduğunu hissetmiş ve bu live action uyarlamadan hoşnut kalmamıştım. Sanırım hikayedeki olağandışı olayları, kanlı canlı karakterlerle bir dizide yansıtmak onu her zaman gercekçi kılamıyor. Bir de önce de söz ettiğim üzere dizi uyarlamalarında karakterlerin animedeki ya da mangadaki karakteri taklit eder biçimde rol yapma çabası kanımca kaliteyi dibe taşıyan unsurlardan da biri.

Milenyumun ilk çeyreğinde efsane, 3 ayrı live action sinemayla ete kemiğe bürünerek geri döndü. Öykünün bunca yıla rağmen beğenilmesi ve hikayenin tekrar ve tekrar işlenmesi karakterin sağlamlığından olsa gerek. Bir de elbette geçmişinin dramatik yapısından... Ancak genelde Live action uyarlamaları pek başarılı bulmadığımdan Kenshin live action sinemalarını izlemeden önce bu çeşit bir hatalar kümesine kendimi hazırlamlıştım. Neyseki büyük ölçüde yanılmışım:) Beklentileri minimumda tutmak seyir zevkini arttırıyor. 
 
Rurouni Kenshin (Live Action Movie 1) :

Anime Oav  /  Lİve Action Movie
Öncelikle ilk filmden başlamam gerekirse; Takeru Satoh'dan daha uygun bir Kenshin herhalde olamazdı. Özellikle mangadaki ya da animedeki komedi öğelerini vermek yerine Oav'larda fazlasıyla hissetiğimiz geçmişin ağırlığıyla şekillenmiş hüznü çok iyi yansıtmış. Oyuncu kesinlikle çok sevimli. Fiziki yapısı cuk diye oturmuş. Özellikle yüzü (en çok da dudakları) güzel. Çekimlerde ne ölçüde dublor kullanılmıştı bilemiyorum ama anime ya da oav'larda görmeye alışık olduğumuz aksiyon sahnelerinden (aksiyona düşkün olmayan bir kadın izleyici olarak) fazlasıyla keyif aldım ve bu bağlamda çok iyi iş çıkartıldığı düşüncesindeyim. Diğer oyuncular Kamiya Kaoru (Emi Takei), Sagara Sanosuke (Munetaka Aoki), Takani Megumi (Yu Aoi), Udō Jin-e (Koji Kikkawa), Saitō Hajime (Yosuke Eguchi), Myojin Yahiko (Taketo Tanaka)'da Takeru Satoh gibi temel de iyi iş çıkarmış. Ancak ilk film için konu sanırım biraz sığ kalmıştı. Kanryu Takeda'nın acayip tavırları sanki diğer iki filmde Shisio'nun yanında boy gösteren Hoji Sadojima adlı karaktere kopyala- yapıştır yapılmış gibiydi. Özellikle Saitō Hajime'yi oynayan Yosuke Eguchi ve  Udō Jinei'yi oynayan Koji Kikkawa'nın filmi sırtlayan diğer iki sağlam karaktere hayat verdiklerini eklemem gerek ki animede Saito'yu pek sevmemiştim, filmde ise hoş bir karizması var. Jinei'nin belirgin ağırlığı yapımı vasat bir sinema olmaktan öteye taşımış.



Rurouni Kenshin Live Action Movie 2: Kyoto İnferno 
(Rurouni Kenshin: Kyoto Taika-hen

Hikayenin orjinalin dışına pek fazla çıkmadan devam ettiği ve tüm anime serisinin kayda değer  hikayeleri ile en yeni Oav: Shin Kyoto Arc'ı harmalayan devam filmi; Rurouni Kenshin: Kyoto İnferno (Rurouni Kenshin: Kyoto Taika-hen)'daki Hittokiri Bakyyusai tiyatrosu kısmını hayli eğlenceli buldum. Bu arada o tiyatro afişi neden o kadar tanıdık geldi hiç bilemedim. Gerçekten de aynı dönemde böyle bir tiyatro yapılmış olmaz herhalde değil mi?

Filme daha da renkli karakterler, yani Hiko Seijuro (Masaharu Fukuyama), Sato Seijiro (Ryunosuke Kamiki), Makato Shishio (Tatsuya Fujiwara), Makimachi Misao (Tao Tsuchiya) ve abayı yaktığı Shinomori Aoshi (Yusuke Iseya) gibileri eklendi. İkinci film anime dışı bir sonla bittiğinde "yine bir kadını kurtarmak için yola düştü temasını" çok sevdiğimi söyleyemeceğim. Ayrıca Kenshin, Kaoru'yu kaybı için intikam gibi herhangi bir duygusal bir yaklaşım sergilemediği gibi insanların acı çekmesini önlemek için Shishio'a savaş açması biraz garip geldi. Yaşadığını öğrendiğinde ise yanına gidip iki çift laf edemedi. (Gerçi sanırım buna dair çekilen görüntüler var ama neden bilmiyorum filme eklenmemiş. Muhtemelen çıkan dvd sonrası bir extended editionla bu sahneleri görebilmemiz mümkün olabilir.) Sürekli gülen ama tam bir katil tiplemesi çizen Sato Seijiro (Ryunosuke Kamiki) rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Ayrıca Shisio'ya neredeyse acıdım diyebilirim. Kullanılıp kenara atılmış bir zavallı hissini uyandırdı. Bir de Kenshin'in Kyoto'ya gitmeden Kaoru ile vedalaştığı sahneyi gece karanlığında ve ağustos böceklerinin yaydığı ışık eşliğinde görebilmek isterdim. Seriye ve Oav'lara aşina olanlar için bu sahne unutulmazdır:)

            Rurouni Kenshin:Tv / RK OAV 3: Reflection/RK Live Action Movie 2: Kyoto İnferno

Rurouni Kenshin: Live Action Movie 3: The Legend End 
(Rurouni Kenshin: Densetsu no Saigo-hen)

Rurouni Kenshin: The Legend End (Rurouni Kenshin: Densetsu no Saigo-hen) ise bu bağlamda beklentilerimi aştı. Kenshin'in yarım kalan tekniği öğrenme süreci ve ustası ile karşılıklı sake içip sohbet etttikleri kısım oldukça hoştu. Live action sinemaların tümünü göz önüne alarak sanırım en sevdiğim yan karakter Hiko Seijuro (Masaharu Fukuyama) oldu diyebilirim. Animeye göre duygularını daha iyi dışa vuruyordu. Her üç film içinde yadırgadığım yegane karakterse sanırım en çok Sanasuke Sagara'dır. Animede taşralı, kaba saba tuhaf bir tipleme iken pek yadırgamamıştım ama filmlerde tavırları sanki biraz yapmacıktı ve sürekli kavga etmeye bağlı bir beyin hasarı varmışcasına anormal kaçıyor gibiydi.


Kiyosato Akira ve Yukishiro Tomoe'ye dair geçmişi anlatan sahnelerin ikinci ve üçüncü filmde tekrar ettiğini görmek biraz sıkıcıydı. İçerik daha derin biçimde işlenerek verilebilirdi. Açıkcası ilk filmin ardından gelen bu iki filmin Makato Shisio konusuna odaklandığını anladığımda biraz hayal kırıklığına uğradığımı eklemeden geçemeyeceğim. Son filmde Yukishiro Enishi ve O'nun intikamıni işleyeceğni düşünmüştüm. Hoşnut olduğum bir diğer konu ise  anime tv serisinde sürekli bir "oro" tepkisi veren ve zaman zaman şebek durumuna düşen Kenshin'in neyseki Live Action sinemalarda Oav'lardan alışık olduğum ağırlığı taşıması. Hatta bu bağlamda Oav'ların, komedi ağırlıklı öğeleri seven izleyiciler tarafından eleştirildiğini okumuştum.
 

Rurouni Kenshin: Live Action Movie 4:  
Final: Part 1-2: The Beginning 
(Rurouni Kenshin: Sai shûshô 1-2) 
 
3. Film sona erdiğinde neden Yukishiro Enishi ve O'na bağlı hikaye yok diye hayıflanmıştırm. Meğerse o kısım için yapımcıların devam planı varmış. İnternete düşene kadar iki bölümden oluşan 4. film nasıl oldu bilinmez kulağıma çalınmamıştı. Dolayısıyla ne denli mutlu olduğumu siz düşünün artık:)

Part 1: İlk kısımda okyanusun diğer tarafından geçmişin izini süren bir adam Himura Kenshin'in hayatını cehenneme çevirmeye yeminli olarak ana karaya ayak basar. Şangay mafyasına mensup bir silah tüccarını trende göz altına almak isteyen Saito karşısındakinin kolay lokma olmadığını kısa sürede fark eder. Adam direnir gözükse de Himura hakkında sorduğu sorulara aldığı cevabın ardından teslim olur. Neredeyse ölümcül biçimde yaralanmasına karşın iyileşmeyi başaran Himura (Takeru Satoh) başkentte efsaneleşen ismine rağmen Meiji Restorasyonu’nun getirdiklerini kabul etmiş, kılıcını bırakmış ve köyde kılıç ustalığı okulu işleten Kaoru Kamiya ile huzurlu bir hayat sürmeye seçmiştir. Şehir merkezinde tüm ekip dolaşırlar. Batılı bir düğün alayı herkesin dikkatlerini çeker. Bayan Megumi'nin yorumları arasında Kaoru'nun bakışlarındaki özlemi anlamayan tek kişi tabi ki Kenshin'dir:)

Aynı süreçte tutuklu tüccar serbes bırakılır. (Çin elçiliği bir şekilde bu işin içindedir.) Bir gece ara sıra yemek yedikleri Akabeko Restaurant bir top atışıyla yıkılır. Kenshin Himura harabelerde iz sürereken üzerinde "Hüküm İnsanındır" anlamına gelen “Junchu” yazılı bir not bulur. Meiji öncesi hem İshin Shishi hem de Bakumatsu aynı mantıkla infazlar gerçekleştirmiş, hatta kendisi de geçmişte bunlardan birine hizmet etmiştir. Karmaşa bununla bitmez. Bireysel saldırılar güçlü katillerin işidir. Kenshin durumu anlamlandırmaya çalışırken sonunda aradığı kişi karşısına çıkar. Amacı sadece onu yok etmek değil derin bir acıya boğulmasını da sağlamaktır. Artık kendisini için yazıldığın fark ettiği ve anlamını çok iyi bildiği not O'nu ruhsal anlamda alt üst eder. Bu noktada birçok acı ve tatlı anıyı geride bıraktığı yol arkadaşlarına herşeyin meydana geliş sebebini anlatır.  O güne değin bahsetmediği geçmişte, kendi elleriyle hayatına son verdiği karısı Yukishiro Tomoe'den ve O'nun erkek kardeşi Yukishiro Enishi'den bahseder. Hatıralarına eşlik eden görüntüler anime Oav'dan kareler taşır:) 

Part 2: İkinci bölüm 16'sındaki Himura Kenshin’in geçmişinden daha fazla ize rastlarız. Yeni bir çağ uğruna kılıcını kullanmaya başlamasının ardından karanlık ünü giderek yayılmaktadır. Kan yağmuru yağdırdığı gecelerden birinde genç bir samuray da hedefi olur. Adam hayatta kalmak için öyle çok direnir ki sonunda hızına rağmen rakibinin yüzünü kesmeyi başarır. Ancak mutlak ölümden kurtulamaz. Himura sıkça yarasını yıkamasına karşın günlerce kanamaya devam eder.  Aldığı emirler doğrultusnda suikastlerini sürdürmekte yarattığı vahşet dilden dile yayılmaktadır. O'nu Tomoe Yukishiro ile biraraya getiren kanlı gece ve tanışma süreci, görünüşe göre bir tesadüf şeklinde gerçekleşir ve işinin ortasında yaptığını gören genç kadın bilincini kaybederken delikanlı geride tanık bırakmalı yoksa ortadan kaldırmalı mı düşüncesinin sürüncemesinde kalır. Şartlar gereği önce aynı mekanda birlikte kalırlar. Klan liderinin emri doğrultusunda kız hakkında yapılan araştırmadan da pek birşey çıkmaz.

Klanlar arası mücadeler devam eder. Tomoe konaklama mekanında kalmayı seçmiş gibidir Karşılığında mekanda çalışmaya başlar. Har anlamda bir gizem yumağıdır. Zaman zaman içme isteği duyar Böyle akşamlardan birinde tehlikeli gördüğü için Himura'dan kendisine eşlik etmesini ister. Gece ani baskınla sona erer. Kaçmaktan başka seçenekleri yoktur. Yollarına çıkan her engeli Himura kılıcıyla kaldırımakta genç kadın da soğuk kanlılıkla onu izlemektedir. Bir süre saklanma emri alır ve kimliklerini gizleyerek göden uzak bir köyde yaşamaya başlarlar. Kılıcıyla yaptıkları düşünülünce Himura bu yeni yaşam şekline kolayca uyum sağlamış gibidir. Tomoe'de aynı dinginlikte farklı bir insan yansıması görmektedir. Birlikte geçirdikleriz zaman onları adım adım birbirlerine yakınlaştırır. Ancak mutlulukları uzun sürmez. Tomoe'siz yatağında uyanan Kenshin genç kadının tuttuğu günlükte hiç bilmediği gerçekleri farkına varır. Tomoe ölen nişanlısı Kyosato'nun intikamını almak istediğini yazmıştır. Kenshin'in kılıcıyla can veren ve ölmeden önce yüzüne ilk kesiği atan genç samurayı hatırlar. Taşlar artık yerine oturmaktadır. 

Kişisel Not: Aslında önce part 2'de yer alan hikaye sonra part 1'deki yayınlanmalıydı bence. Neden böyle ters iş yapılmış anlayamadım.




25 Ağustos 2014 Pazartesi

Sailor Moon (1992) VS Sailor Moon Crystal (ONA) (2014)

 
Önce söylenti sandık. Sonrasında bir de baktık ki Sailor Moon yeniden ekrana taşınıyor haberleri resmiyet kazanmış. Şahsen bunu ilk kez duyduğumda bir yeniden çevirim değil de devam serisi beklediğimi ve bu nedenle biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmem gerek. 200 bölümden sonra bir devam serisi kimilerine göre iyice katlanılmaz olabilirdi tabii o ayrı. Özellikle ana seride harcanan ve aceleye getirilmiş izlenimi veren  kimi özentisiz bölümleri düşününce bir re-make yapım kulağa hoş geliyordu. Peki bu yeniden çevirim seri bizi memnun edebildi mi? Kendi açımdan değerlendirecek olursam, kesinlikle hayır. Çizimler beklentileri karşılayacak nitelikten yoksun. (Neden bir La Cordo Oro Prrima Passo tarzı denenmemiş ki?) 




Bir de özellikle savaşçı dönüşümlerindeki CGI görselliğinden hoşlanmadım. Seri ekranda boy göstermeye başlayalı çok olmamasına rağman hayran kitlesinin hoşnutsuzluktan yana yorumlar sel gibi yağmaya başlamış durumda. Bir başka eksiklik seslendirme kadrosu. Sanki yakışmamış gibi geldi. Ondan da öte keşke eski serideki ana karakterin sesi yer almasaydı bu kadroda. Belki de çok şey ummamak gerekiyor. Bu nedenle aradığımızı çoğu zaman bulamıyoruz. Bu arada yeni serinin olumlu yanları da yok değil. Haksızlık etmeyim. 90'larda yapılan 200 bölümlük serinin cılkı çıkarılmıştı. Değiştirilen ya da uydurulan pekçok hikaye eklenmişti. Remake bundan korunarak orijinal mangayı içeriyor. Bu açıdan daha gerçekçi. Remake seri 2 sinema ile yoluna devam etti. Onlardan biri S serisini özetlemiş. (Mamoru'nun gözüne batan ayna parçası ve sonrası hariç Chibi Usa'ya özel yapıldığı söylenen ve Nehelenia, Amazon üçlüsü, kara ay sirki vs sevmediğim Sailor Moon SS sezonu benim en sevmediğim sezondu.)

 
Gelelim  doksanların kült yapımı Shojo türündeki Sailor Moon animesine. Orijinal hikayeden bağımsız ve pekçok saçma bölümü de içeren 200 bölümü bir çırpıda özetlemek elbette pek mümkün değil. Ama kısa bir girş yapmadan da olmaz elbette.  Ancak seriyi izlemeyi düşünenler bence buradan sorasını okumasın:)

SAILOR MOON SEZON ÖZETLERİ

Sailor Moon Classic (1. Sezon)


Hikayenin ana karakteri Tsukino Usagi (Adının anlamı Ay'ın Tavşanı) fazlasıyla sulu göz ve sakar bir tiptir.  Ancak arkadaşlarına sadık,  sevecen ve dürüsttür. Bir gün anlında tuhaf bir hilal ile konuşabildiğini keşfettiği Luna tarafından efsanevi güce sahip Ay'ın Gümüş Kristalini ve onun güölerini kullanabilen kayıp ay prensesini bulmak ve dünyaya musallat olan Kraliçe Berrly ve ölümcül askerlerinin yarattığı kaosu engellemek üzere gezegen savaşçısı olarak seçildiğni öğrenir. Böylece çoğu zaman şans eseri kaçarak ya da kendisini Smokinli Şövelye olarak tanıtan gizmli kurtarıcısının yardımıyla karşısına çıkan tuhaf yaratıkları kimi zaman ay tacı kimi zamansa ay sopasını kullanarak yok etmeyi başarır. Usagi'nin prenses arayışına önce Ami Mizuno (Merkür Gezegeni Savaşçısı),  Rei Hüno (Mars Gezegeni Savaşçısı), Makato Kino (Jüpiter Gezegeni Savaşçısı) ve son olarak da Minako Ai (Venüs Gezegeni Savaşçısı) olarak katılır. Öte yandan aynı saflarda yer aldığını düşündükleri Smokinli Şövalye de Gökkuşağı kristallerinin peşindedir. Bu yüzden kendileri için gerçekte dost mu yoksa düşman mı beli değildir.
 


Zoisite ve Kunzite, Smokinli Şövelye olduğunu keşfettikleri Mamoru ile Gümüş Kristaller için pazarlık yapmayı önerirler. Geçmişin koca bir boşluktan ibaret olan Mamoru için rüyalarına giren gölge silüetin Gümüş kristali bulması yönündeki isteği kafasını iyice karştırmaktadır. Dolayısıyla yaralı halde buluşma noktasına gitmek için yola çıktığında yolu tesadüfen Usagi ile kesişir. Karanlık güçler tarafından ışınlanarak karanlık krallığın karargahına götürülürler. Bir dizi kaçış hengamesi sonrası her biri diğerinin kimliğini keşfeder. Sonrasında Zoisite'ın hain planı sonucu Mamoru ölümcül bir yara alarak bilincini kaybeder ve Usagi derin uykusundan uyanarak Ay Prensesi'ne dönüşür. Karanlık Krallık'la mücadele önce tüm gezegen savaşçılarının ay prensesini korumak uğruna birer birer ölmesi sonrasında Kraliçe Berryle'in mutlak yeniligisiyle sonuçlanır. Prenses Serenity tıpkı annesi gibi Gümüş Kristali hayatını kaybetmek pahasına kullanır. Sonrasında herkes kaybettikleri hafızalarına rağmen dünyadaki yaşamlarına geri döner.
 


Sailor Moon Romance (2. Sezon): 

İkinci sezon dış dünyadan gelen  ve hayatta kalmak için insanların enerjisine ihtiyaç duyan iki uzaylı karakter Ail ve Ann'e karşı hafızasını yeniden kazanan ve bu kez ortadan kaybolan Smokinli Şövalye yerine çölbeyi kılıklı Alaaddin'in sihirli lambasından fırlamış görünen gizemli bir başka yakışıklının peşinden koşan Usagi ve arkadaşlarının macerası ile başlar. (İkinci sezonun 60. bölümüne kadar olan bu kısmı tüm Sailor Moon sezonları içerisinde en berbat bulduğum kısımdır desem abartmış olmam. Üreticilerin tutacağı görünen bir yapımı nasıl lastik gibi çekiştiririz ve para kazanırız mantığında yaptığı, tamamen gereksiz ve dandik bir konu örgüsü ile kurgulanan bu kısmı zahmet edip izlemeyin bile.) Direkt 60. Bölümle 2. Sezona başlamak en iyisi olacaktır.
 
 
Editör Notu: R sezonunun Chibi Usa'nın gelişiyle başlayan 2. kısmı tüm Sailor Moon Serisi içinde (çizim kalitesinin berbatlığına karşın) konusu nedeniyle en sevdiğim sezondur.

Sailor Moon Romance, sezonun adına uygun olarak 60. bölüm Usagi ve Mamoru'nun bir çift olarak beraber zaman geçirdikleri güzel bir yaz günü ile başlar. Ancak gün Usagi'nin tahminlerinde çok farklı biçimde noktalanır. Önce en romantik anlarından birini yaşadıklar ve öpüştükleri sırada gökte oluşan minik pembe bir buluttan çıkan ufak bir kız tam da Usagi'nin üzerine düşer. Usagi  kendini yerde bulur. Sonrasında birde bakar ki küçük bir kız Mamoru'nun kucağında tam da az önce onun olduğu yerdedir. Fazlasıyla tehditkar tavırlar sergileyen  tuhaf yabancı, tıpkı kendisininkine benzeyen bir saç modeline sahiptir ve kendisiyle aynı adı taşımaktadır. Adının Usagi Tsukino olduğunu ilan etmesinden hemen sonra küçük kız aniden bir tabanca çıkararak ona doğrultur ve normal şartlarda kimsenin varlığını bilmediği Gümüş Kristali ister. Usagi geçiştirmeye kalkınca silahı ateşlemekten çekinmez. Neyseki oyuncaktan başka bir şey değildir. Ama yaşadıkları durum hem Usagi'yi hem de Mamoru'yu rahatsız eder. Sonrasında berbat bir ruh haliyle eve döndüğünde birde bakar ki oturma oadasında az önce kabus dolu saatler yaşamasına neden olan O küçük kız oturmaktadır. Dahası daha önce hiç görmediği aile albümünde onlarla birliktedir. Ailesinin tamamen normalmiş gibi kabullenip benimsemiş göründüğü tuhaf kızın her köşe başında bitip gümüş kristali istemesi ve karmaşa anında istenmeyen zavallı masum kız rolüne bürünmesi Usagi'yi hepten çileden çıkartır. Ancak ne kadar dil dökerse döksün ailesi anlattıklarını deli saçması olarak kabul eder ve yeni ergen davranışlar sergilediği için O'nu ayıplar.

 
Usagi durumu Hikawa tapınağında arkadaşlarıyla paylaşır ama küçük Usagi bu arada yine iş başındadır. Kızlara uyku ilacı verip bayıltır. Böylece rahatlıkla Gümüş Kristali arayabilecektir. Ancak zannettiğinin aksine Usagi çayını içmemiştir ve arkadaşlarının bayıldığını görünce bir köşede saklanır. İçeri giren küçük kızı yakaladığı gibi poposuna ardarda şamarları yapıştırırken bir taraftan da O'nu soru yağmuruna tutar. Aynı anda ağlamaya başlayan küçüğün anlında hilal belirir. Usagi geride durduğu için çıkan enerjiyi fark etse de işareti görmez... Ancak gün geçtike işler tuhaflaşır. Belli belirsiz hayallerde Usagi'yi tehlike içinde gören Mamoru bunun nedenini çözünceye kadar ondan uzak durmaya karar verir ve ayrılmaya kararını açıklayarak Usagi'yi derin bir kedere sürükler. Chibi Usa ise halen koca bir bilmecedir. Kim olduğu sırrını korumaktadır. Yine de zaman geçtikçe küçüğün varlığını kabul eder. Yeni düşmanlar kimliklerini açık etmekten çekinmez. Rubeus önderliğindeki Nemesis'ten gelen Kara Ay'ın dört kız kardeşinin Chibi Usa'yı avlamak konusunda gösterdikleri belirgin ısrarın altında yatan asıl gerçek küçük kızın gelecekten geldiğidir. Küçüğü ortadan kaldırarak var olan bir geleceği yok etmek amacındadırlar. Bu arada Chibi Usa annesinin bu kötü insanlarca tutsak edildiğini anlatır ve gözyaşları içinde Sailor Moon'dan yardım ister. Gezegen Savaşçıları, Usagi, Mamoru ve Chibi Usa geleceğe yaptıkları yolculukta yolları, özellikle Usagi ve Mamoru'ta belirgin bir saygı gösteren, zaman kapısının bekçisi ve uzay-zamanın koruyucusu Pluton Savaşçısı'yla kesişir. Kapıdan ayrılması yasaklanan zamanın koruyucusu Pluto onları gidecekleri yol konusunda bilgilendirir.
 
Buz kütlelerinin arasına sıkışmış, donmuş bir evren halindeki 30. yüzyıl herkesi şok eder. Evine dönen Chibi Usa ise anlaşılmayan bir nedenle çekingen ve ürkektir. Bir anlık karmaşada arasında gruptan ayrılır. Diğerleri O'nu izlemek için henüz harekete geçmiştir ki tehdit algısıyla duraksarlar ve görürler ki sislerin arasından süzülerek yaklaşan yabancı Smokinli Şövalye'nin birebir kopyasıdır. Mamoru öne cıkıp saldırınca geleceğe ait olan ve kendini Gümüş Bin Yılı'ın kralı olarak tanıtan kişi Mamoru'nun sadece bir ilüzyonundan ibarettir. Chibi Usa hakkındaki endişelerini küçüğün güvende olduğunu belirterek giderir ve kendisini izlemelerini ister. Krallığın merkezinde bilinçsiz bir şekilde yatan eşini Gümüş Bin Yılın kraliçesi Serenity'i tanıttığında ise herkes bu kişinin Usagi'nin gelecekteki hali olduğunu anlar. Son olarak kral, O ve eşinin biricik kızları Küçük Hanımı tanıtır. (Bu arada yerde açılan bir tabakada bilinçsiz halde yatan Chibi Usa görünür.) Usagi ve Mamoru, diğerlerinin pazılı birleştiren düşüncelerini sesli biçimde dile getirip Rei'nin hangi arada bunu yaptınız sorusu sonrası:) pancara dönen bir yüzle ufaklığın gelecekteki birlikteliklerinden doğan kızları olduğunu anlayıverir.

 
Bu sırada gelişlerinden beri grubu izlemeye alan Kara ay Prensi Diamond ise en başından itibaren sadece bir kişiye odaklanmış haldedir. Tutkuyla sahip olmayı dilediği geleceğin kraliçesi Ay Savaşçısı/Sailor Moon. İlüzyon halindki Endemiyon'un iletişim odasındaki bilgilendirmesini bölerek Usagi'yi hipnotize eder ve kendisiyle birlikte götürür. u süreçte bilincini kaybeden Usagi üzerine uyandığında kendini farklı kıyafetler giydidirlmiş halde bulur. Diamon'un ziyareti de gecikmez. Anlında beliren üçüncü bir gözle hareketsiz kıldığı kızı zor kullanarak öpmek üzere iken Smokinli Şövalye'nin gülü hem gücünü keser hem de Usagi'yi onun etkisinden koparır. Uzayan bastonu yardımıyla yukarı çektikten sonra geldiği gibi giderler. (Nasıl geldiğini söylemeyeceğim. Çünkü çok aptalcaydı!) İkili Kristal Saray'a döndüklerinde Chibi Usa'da uyanmıştır. Ama garip biçimde gruba sokulmaz. Kral Endemiyon olayların nasıl başladığını anlatır. Gümüş Kristal aniden ortadan kaybolmuş ardından da Nemesis'den gelen Kara Ay mensubu dünya sürgünleri saldırıya geçmiştir. Usagi, Chibi Usa'nın endişesini ve çekingenliğini annesinin halini görmesine bağlayıp işe koyulur. Kendine bulunan Gümüş Kristali kullanıp Kraliçeyi uyandırmayı dener ama umduklarının aksine ama başarılı olamaz. Chibi Usa ümitsizliğe kapılıp odayı terk eder. Bir köşede ağlarken düşmanın en tehlikelisi, Phantom 8 kıza sokulur ve kalbindeki korkuları su yüzüne çıkarır. Gerçekte annesi gibi güçlü bir hanımefendi olmak için haddinden fazla aceleci davranan küçük kız sadece bir süre için bakmak üzere gümüş kristali bulunduğu yerden almışken saldırı gerçekleşmiş, annesi de bu esnada kendisini ve koruma kalkanından mahrum kalan ülkeyi koruyamamıştır. Phantom 8, bir yandan ailesi ve gezegen savaşçılarına dair yavaş yavaş ufaklığın kalbine şüphe tohumları ekerken diğer taraftan da aklına da gerçek dışı görüntüler koymaya başlar. Sonrasında da kaçırır. Diğerleri durumu farkına vardıklarında ise küçük kız için artık çok geçtir.
 
Kaleye döndüklerinde Chibi Usa'nın kayboluşu fark edilir. Daha bunun şokunu atlatamamışlardır ki. yeni bir düşman ortaya çıkar. Çok geçmeden keşfederler ki bu kişi kara ayın etksi ile bedeni ve ruhu ele geçirilen Chibi Usa'dan başkası değildir. Karanlık Hanıma dönüşen küçük kız Phantom 8'ın düşüncelerine gönderdiği ihmal edilmişlik, yalnız bırakılmış anılarıyla beyni yıkanmış halde onlara savaş açar. Gezegen Savaşçıları ile Usagi ve Mamoru hem geleceklerini korumak hem de Chibi Usa'yı geri getierebilmek için kendi zamanlarına dönerler. Phantom 8'in karanlık amaçları için birer maşa olduklarını farkına varan Saphhire ve Diamond hayatlarını kaybeder ama Sailor Mooon Nemesis'teki insanlar için onlara söz verir. Chibi Usa gerçekleri görebildiğinde anıları geri gelir ve düşmanı alt etmek için annesinin bedenine bürünen Usagi'ye yardım eder. Yeni ay Savaşçısı / Küçük Hanım Serenity'e dönüşür. İki kristalin gücü Phantom 8'i karanlığa gönderir. Chibi Usa geleceğe gitmek için hazırdır. Gezegen Savaşçıları'na ve Usagi ile Mamoru'ya veda eder. (Ayrılırken Usagi'ye anne der:)

 

Sailor Moon S Sezonu: 

Bir diğer izlenmeye değer sezon olarak kabul ettiğim Sailor Moon S güneş sisteminde Uranüs ve Neptün'de var? Niye onlara dair konu yok mu sorusuna yanıt bulduğumuz sezondur. Gezegen savaşçıları "Saf Kalpleri" avlamayı amaçlayan yeni düşmanlara karşı mücadele etmek üzere bir kez daha iş başındadır. Ancak hem onlar hemde savaşçı dönüşümlerinde sorun yaşayan Usagi kendi saf kalplerinden çıkan kristallerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Bu arada gölgeler içinde beliren iki gizemli kişilik kendi arayışlarını sürdürmekte ve kalp kristallerini bir amaç için incelemekte ama ardıkları olmadığını fark edince bırakarak ortadan kaybolmaktadır. 
 
Kızlar gündelik yaşamda ergen modda hayatlarına devam ederken yakın çevrelerine dahil olan Haruka'ya tutuluverir. Ancak giyim tarzının yarattığı yanlış algının aksine kız olduğunu fark edince hayal kırıklığı yaşarlarlar. Zaten Haruka'nın gözü bariz biçimde her daim yanındaki Michiru'dan başkasını görmez. (Maalesef LGBT türü bir ilişki söz konusudur.) Bu arada yeni düşmanlara karşı yolları eninde sonunda kesişen ve kendilerini Uranüs ve Neptün Savaşçısı olarak ifşa eden iki gizemli kız sandıklarının aksine pek de dostane tavırlar içinde değildirler. Amaçları Kutsal Kupayı oluşturan 3 tılsımı bulmak ve sonrasında Yıkım Savaşçısı'nın uyanışına engel olmaktır. Karmaşanın Mars'ı kapsadığı bir gün 30.yydan normal bir hayata uyum sağlaması ve savaşçı olabilmesi için geri gönderilen Chibi Usa yeniden ortaya çıkar. Bir süre sonra Hotaru isimli bir kızla tanışır  ve arkadaş olur. Sağlık sorunlarıyla boğuşan ve kendini açık etmeyen Profesör Souichi Tomoe'nin tek çocuğudur. Ziyaret için gittikleri evde öldü sandığı Kaolinite tarafından karşılandıkları o an Usagi üzerinde adeta soğuk duş etkisi yaratır.
 
Uranüs ve Neptün Kutsal Kase arayışında yolun sona geldiklerinde bu dünyada Setsuna Meiou adı ile fizik öğrencisi kimliğiyle yaşayan Pluto savaşçısı ortaya çıkar ve onları mutlak bir yok oluşun eşiğinden döndürür. Kaseye dokunmayı ve ona sahip olmayı başaran Usagi ise savaşçı değişimini bir üst sevieyeye taşır. Hotaru'nun karanlık yüzü Saturn işaretinin anlında çıkmasıyla kendini belli eder ve Uranüs ile Naptün o dakikadan itibaren aradıkları Yıkım Savaşçısı'nı yok etmek üzere harekete geçerler. Çabaları önce kızın önüne atlayan Chibi Usa ve onların her ikisini uzaklaştıran Usagi tarafından engellenir. Böylece bir kez daha tarafların amaçları çatışır. Profesör Souichi Tomoe kızını kurtarmak için deneylerini sürdürmektedir. Nihayetinde Hotaru benliğini yitirir. Chibi Usa'nın kalp kristalini alarak ve Mistress 9'un bedeninde hayat bulur. Bu noktada korkulan olmuş Michiru ve Haruka'nın söylediği gibi dünyanın sonunu getirecek bir kişiliğe bürünmüştür. Ancak içinde bir yerlerde bedenine sahip olduğu Hotaru'nun bir şekilde hayatta kalıp varlığını koruduğunu ve ona karşı direndiğini hissetmektedir. Kutsal Kaseyi Hotaru'ya sunan Usagi fark eder ki insani davranışı hiç bir işe yaramamış, Chibi Usa'yı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Her şey sona erecekken Hataru içten içe Mistress 9'a karşı verdiği savaşı kazanır ve Saturn Savaşçısı olarak ortaya çıkar. Asıl düşman Firavun 90'ı yok etmek için harekete geçer. Kase olmaksızın dönüşümü gerçekleştiren Usagi yıkımı durdurmak için O'nu izler. Kötülük geride kalırken Hotaru bir bebek olarak Ay Svaşçısı'nın kollarında yeniden dünyaya gelir. Usagi o anlarda kendinde değildir. Michiru ve Haruka bebeği alıp uzaklaşırlar.
 
Uyarı: Bu sezon Michiru ve Haruka arasındaki (Lgbt niteliğindeki) arkadaşlıktan farkı boyuttaki ilişki ülkemiz de dahil pekçok ülkede sansürlenerek yayınlanmıştır. (Ben de tam da bu nedenle çizgi filmler çocuklar çocuklar içindir anlayışının artık geçerliliğini yitirdiğini ve özellikle animelerin çocuklar için tehlikleli sayılabilecek mesajlar içerdiğini düşünenlerdenim.)
 


Devam Edecek...